Arama | |
|
 Popüler Diziler | |
|
Msn Messenger | |
|
Bayanlara Özel | |
|
|
Atasözlerimiz, Atasözü oku, Atasözleri ve Anlamları, Ata sözü, Açıklamalı Atasözleri |
|
Ata Sözleri...! |
Karakterim.com |
Baba koruk (ekşi elma, erik) yer, oğlunun dişi kamaşır.
Bir babanın yaptığı kötü iş, sürekli tekrarladığı uygunsuz hareketler her
nedense aileye yüklenmeye çalışılır. Toplum içinde de bunun sıkıntısını en çok,
çocuk çeker; en çok o, güç duruma düşer.
Baba malı tez tükenir, evlât gerek kazana.
Çoklukla insanlar bir emek vererek kazanmadıkları malın değerini pek bilmezler,
meğer ki bu baba malı ola. Babadan kalan mal, mülk ya da para hazır olduğu,
değeri de pek bilinmediği için kolay ve çabuk harcanır; tez biter. Bu bakımdan
babadan kalan mirasa güvenip çalışmamak, bir kazanç yolu tutmamak son derece
sakıncalıdır. Kişilik sahibi olan kimse ise baba malına güvenmez, alın teri
dökerek kazanmaya çalışır, kazandığının değerini de bilir, ona sahip çıkar,
dolayısıyla onu dikkatle harcar.
Baca eğri de olsa duman doğru çıkar.
Dürüst, doğru, iyi ve güzel vasıflarını doğuştan getiren insan, ne denli bozuk,
elverişsiz ortamlarda bulunursa bulunsun niteliklerini kaybetmeyip korur. Bu
durum nesneler için de geçerlidir.
Bağa bak üzüm olsun, yemeye yüzün olsun (Bağda izin olsun, üzüm yemeye yüzün
olsun).
Bir bağın bağ olması için gereken bakım gösterilmelidir. Üzümler zamanında
budanmalı, gübrelenmeli, çapalanmalı ve sulanmalıdır. Bu yapılmazsa o bağdan
istenilen üzüm alınamaz. Bu da bize gösteriyor ki emekle üzüm arasında sıkı bir
ilişki var. Bir kişi bir şeyden verim bekliyor, fayda temin etmek istiyorsa
gereken çabayı göstermeli; gerekli harcamalardan kaçmamalı, o şeye iyi
bakmalıdır. Aksi takdirde o şeyden yararlanmaya yüzü olmaz.
Bağla atını, ısmarla Hakk`a.
Hayvanların bir yerde durmaları isteniyorsa onları mutlaka bağlamak gerekir. Bu
durum at için de geçerlidir. Eğer onu başı boş bırakırsak oradan uzaklaşıp
kaybolabilir, başına türlü hâl gelebilir. Bunun gibi pek çok şeyde önce tedbir
alınmalı, sonra da Allah`a havale etmeliyiz. Kısacası önce tedbir, sonra
tevekkül her işte kural olmalıdır.
Bağlı koyun yerinde otlar.
Nasıl ki bağlı koyun, bağlı olduğu ipin izin verdiği sınırların dışına çıkıp
otlayamıyorsa, kimi insanlar da ellerinde olan imkânın dışına çıkıp iş
göremezler; ellerindeki imkân ne kadarsa o kadar başarılı olurlar. Fazla
imkânlara kavuşmak, becerikli insanların daha verimli ve başarılı olmalarına
kapı aralar. Bu sebeple onlara gerekli olan imkân ve fırsat verilmelidir.
Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur.
İster bağ, ister iş yeri, isterse bir eşya olsun, ona gerekli bakımı gösterirsek
beklediğimiz faydaya kavuşuruz. Bir bağa bakmaz, onu çapalamaz, budamasını
yapmaz, yabancı otlardan temizlemez ve gübrelemezsek bir zaman sonra onu dağa,
verimsiz bir yere dönmüş görebiliriz. Bakımı olmayan bir iş yeri, bir eşya için
de durum bundan farklı değildir.
Bakımdan uzak tutulmuş bir iş yerinde düzen gözetilmezse aksaklıklar giderek
büyür, önü alınamaz olur, sonunda iş yeri iflasın eşiğine gelebilir. Bir eşyanın
bozuk, kırık, eksik bir yanı yerinde ve zamanında giderilmezse, o eşya bir süre
sonra kullanılamayacak hâle gelir. Unutulmamalıdır ki, bakılan ve onarılan
şeyler ancak yararlanılacak şeyler olarak ortada kalır.
Bakmakla usta olunsa, köpekler (kediler) kasap olurdu.
Öğrenmenin esası denemeye ve yapmaya dayanır. Bir şey, başkasının yaptığı işe
bakılarak öğrenilemez. Eğer bilgi ve becerinin de kazanılmasının yapmaya
dayandığı düşünülürse, bir işin öğrenilmesinin seyretmeye değil, bizzat denemeye
ve o iş üzerinde çalışmaya bağlı olduğu daha açıkça görülür. Ustalık da ancak
böyle elde edilir.
Bal bal demekle ağız tatlanmaz.
Bir şeyin yalnızca adını etmekle, onun hakkında tatlı sözler söylemekle o şeye
kavuşulmaz. Önemli olan gerekli girişimlerde bulunup onu ele geçirmek için uğraş
vermektir.
Balık ağa girdikten sonra aklı başına gelir.
Çoklukla düşünüp taşınmadan, olacakları hesaplamadan işe kalkışan insan, bu
ihtiyatsızlığı sebebiyle bir felâkete düştükten sonra aklını başına toplar;
kendine gelip uyanır. Ama dövünmesi, çırpınması bir fayda vermez; çünkü iş işten
geçmiş olur.
Balık baştan avlanır.
Bir yeri yöneten oraya hâkim demektir. Eğer bir yeri ele geçirmek istiyorsan,
oranın hâkimi olan yöneticileri ele geçirmen yeter.
Balık baştan kokar.
Gerek bir aile, gerek bir topluluk ve gerekse bir ülkede baştaki yöneticilerin
niyetleri ve tutumları bozuksa o yerdeki her şey de bozuk ve düzensiz olur.
Ortada değerini koruyan bir şey kalmaz.
Balın olsun tek, sinek Bağdat`tan gelir.
1. Yeter ki malın, mülkün ve paran olsun; ondan faydalanmak isteyen pek çok
kimse olduğuna, hatta bunlardan kimilerinin çok uzaklardan geldiğine bile şahit
olacaksın. 2. Kıymetli bir malın mı var? Kaygılanma, onun müşterisi eninde
sonunda mutlaka çıkıp gelir.
Balta değmedik (girmedik) ağaç (orman) olmaz.
Hayat öyle çetrefilli bir yoldur ki, zorluk, felâket ve acılarla karşılaşmayan,
bir zarar görmeyen kimse yoktur.
Bal tutan parmağını yalar.
Başkalarına yararı dokunan yerlerde çalışan, onlara iyi ve güzel şeyleri
sunmakla görevli bulunan kimse, ürettiğinden ya da dağıttığından kendisi de
faydalanır. Genellikle bu tutum da hoş görülmeye çalışılır. Çünkü o görevi yapan
bunu hak ediyor kanaati yaygın hâle gelmiştir.
Bana benden her ne olursa, başım rahat bulur dilim susarsa.
1. Hemen her kişi kendi geleceğini kendisi hazırlar. Kendisine gelecek
zararların ya da faydaların tümü onun tutumuna bağlıdır, her şeyin sorumlusu o
olur. 2. Ne söylediğini bilmeyen, sözlerinin onu nereye ulaştıracağını hesap
etmeyen, lüzumsuz ve çok konuşan kimse, dili yüzünden çeşitli zararlara uğrar.
Aksine diline bir çeki düzen veren, susmasını bilen ve ancak gerektiği yerde
konuşan kimseler bu belâlardan uzak olur.
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.
Bazı bencil, çıkarcı kimseler vardır ki, onlar, sırf kendilerine zarar vermiyor
diye kötülük yapan kimselere engel olmazlar. Onların başkalarına kötülük
yapmalarına, bu kötülüklerinin bütün bir toplumu zarara uğratmalarına ses dahi
çıkarmazlar; onlara dokunmamaya çalışırlar. Oysa bu tavır son derece yanlıştır.
Yalnız kendimizi değil, toplumun diğer bireylerini de düşünmek zorundayız. Bana
ne demek, nemelâzımcı olmak toplumun dirlik ve düzenliğini temelden bozacak bir
harekete yol açar.
Baskın basanındır.
Kim ki savaşta düşmanını gafil avlayıp fırsat vermeden hücum ederse, zaferi elde
eder; savaşı kazanır.
Baskısız (çivisiz) yongayı (tahtayı) yel (el) alır, sahipsiz tarlayı sel alır.
1. İyi korunmayan araç ve gereçler çabuk yıpranır; sahiplenilmeyen mallar elden
gider, onlara başkaları sahip çıkar. 2. Çocukların ya da gençlerin denetimini ve
gözetimini iyi yapmalı; aksi takdirde onlar kötü yollara düşebilir, zararlı
alışkanlıkların tutsağı olabilirler. Bunların yanında aile ile bağları kopup
ilişkileri tamamen kesilebilir.
Başa gelen çekilir.
Ne kadar istersek isteyelim kimi felâketleri, kötü durumları önleyemeyiz;
üstümüze çöken acılara katlanmaktan başka bir şey gelmez elimizden. Bu durumda
yapılacak tek şey sabırlı olmak, sıkıntılara katlanmayı bilmektir.
Başa gelmeyince bilinmez.
İnsan başkalarının uğradığı felâketlerin, dertlerin ne denli acı olduğunu
gerektiği gibi idrak edemez. Ne zaman ki benzer bir olayla karşılaşır ve acıyı
tadar, işte o zaman anlar.
Baş başa bağlı, baş da şeriata.
Bulunduğumuz yerdeki yöneticiler, bir üst yöneticiye; üst yönetici ise en üst
yöneticiye; o da şeriata, yani Cenab-ı Hakk`ın koymuş olduğu kanunlara bağlıdır.
İnsanların başına buyruk hareket etmeleri böylelikle önlenir, bir sorumluluk
zinciri oluşturulur. Alttakiler üsttekilere, üsttekiler de şeriate karşı sorumlu
olurlar. Bu durum toplumların genel düzenini sağlamış olur. Ancak günümüzde bu
sorumluluk bağı şeriatla değil, lâik kanunlarla sağlanmaya çalışılmaktadır.
Baş başa vermeyince taş yerinden kalkmaz.
Bir insanın gücü sınırlıdır, tek başına her işi yapamaz. Kimi zor işleri yapması
için de başka insanların gücüne, işbirliğine ihtiyaç duyar. Güçler
birleştirilince zor işlerin yapılması da kolaylaşır. Çünkü birlikten kuvvet
doğar.
Baş dille tartılır.
Kişilerin ne kadar akıllı, ne kadar düşünceli oldukları söyledikleri sözlerle
ölçülür. Çünkü konuşmaların tutarlı ve yerinde olup olmaması böyle bir ölçüm
için en elverişli yolların başında gelir.
Başını acemi berbere teslim eden, pamuğunu cebinde taşısın.
Bir işin yapılmasını tecrübesiz, beceriksiz, ustalığı olmayan kişilere teslim
eden, meydana gelebilecek zararlara katlanmaya da hazır olmalıdır.
Baş kes, yaş kesme.
Tabiatı zengin kılan, bir yeri yaşanılacak hâle getiren unsurların başında ağaç
gelir. Hayatımız için yararları o kadar çoktur ki, yaş bir ağaç kesmek, bir
insan öldürmek gibidir.
Baş nereye giderse ayak da oraya gider.
1. Küçükler çoklukla büyükleri taklit ederler. Onlara özenir, onların
yaptıklarını yapmaya çalışırlar. 2. Bir ülkede iş başında bulunanlar, bir iş
yerini yönetenler nasıl hareket edip bir yol izlerlerse, yönetilenler de onlar
gibi davranıp onları takip ederler.
Baz bazla, kaz kazla, kel tavuk topal horozla.
Bir kimse, kendi niteliğine uyan, kendine denk olan, kendine benzeyen kimselerle
beraber olur, arkadaşlık eder, düşüp kalkar.
Bedava sirke baldan tatlıdır.
Emek verilmeden, karşılığı ödenmeden ele geçirilen şeylerin kıymeti ne kadar
düşük olursa olsun kişinin pek hoşuna gider.
Belâ geliyorum demez.
Hayat inişli çıkışlı bir yoldur. İnsanın karşısına neyi, ne zaman çıkaracağı hiç
bilinmez. İnsan bir anda, hiç umulmadık bir zamanda kötülüklerle, felâketlerle
karşı karşıya kalabilir. Bu yüzden tedbiri elden bırakmamak gerekir.
Beleş atın dişine (yaşına, yularına, dizginine) bakılmaz.
Bir çaba, bir emek harcanmadan, bedava elde edilen şeyler insana oldukça hoş
gelir. Bu sebeple bir kusuru, bir eksiği var mı diye bakılmaz; güzel olup
olmadığı aranmaz, niteliklerine pek dikkat edilmez.
Besle, büyük danayı; tanımasın anayı.
Anne ve babalar çocukların sağlıklı büyümeleri, iyi bir eğitim görmeleri için
her türlü zorluğa katlanırlar. Ama buna karşılık çocuklarından umduklarını
bulamazlar. Çocuklar kendilerine karşı gerekli saygı ve sevgiyi göstermezler,
hayırsız olurlar, onların değerini bilmezler, onları tanımazlar. Dolayısıyla da
anne ve babanın emeklerine karşı nankörlük etmiş olurlar.
Besle kargayı, oysun gözünü.
Kimi nankör, kötü niyetli, sütü bozuk kimseler vardır ki, hiç de lâyık
olmadıkları hâlde sen onlara iyilik yaparsın, onlar da sana fenalıkla karşılık
verirler.
Beş parmağın beşi bir değil (olmaz).
Bir eldeki parmakların kimisi uzun, kimisi de kısadır. Bunun gibi bir
anne-babadan olmuş, aynı çatı altında yetişmiş kardeşlerin de fiziksel ve ruhsal
yapıları birbirinden farklıdır. Huyları, becerileri, karakterleri birbirine
benzemez. Bu durum toplumdaki diğer insanlar için de söz konusudur, onlar da
birbirlerinden çeşitli nitelikleriyle ayrılırlar.
Beterin beteri vardır.
Kötü bir duruma düştüğümüzde, bir belâ ile karşılaştığımızda bundan kötüsü de
olamaz diye düşünmemeli; daha da kötüsünün olabileceğini aklımızdan çıkarmadan
gereken sabrı göstermeli, Allah`a sığınmalıyız.
Bıçağı kestiren kendi yüzü suyu, insanı sevdiren kendi huyu.
İyi su verilmiş çelikten yapılan, ustalıkla bilenen bıçak dayanıklı ve keskin
olur; bu da onun değerini artırır. Kişileri değerli, sevimli kılan da huy
güzelliğidir. Geçimsiz, huysuz kimseler toplumca sevilmezler.
Bıçak sapını kesmez.
Bıçağı bıçak yapan demir kısmı ile sap kısmıdır. Demir kısmı, saplı kısmına
ilişemez. Ama başka bıçakların saplarına ilişip zarar verebilir. Bunun gibi
insanlar da çok yakınlarına, anne-baba-evlâtlarına ve diğer akrabalarına kolay
kolay zarar veremez. Aralarında onları bütünleyen, birbirlerine bağlayan bir
kan, bir sevgi bağı vardır.
Bıçak yarası geçer (onulur), dil yarası geçmez (onulmaz).
Bıçak ya da herhangi bir silâhın açtığı yara bir süre sonra iyileşir, vücutça
onulur. Ama dilden çıkan kötü ve acı sözlerin gönülde açtığı yara, bıraktığı izi
kolay kolay kapanmaz; her hatırlamada yeniden açılır, insana üzüntü verir.
Bilen bilir, bilmeyen aslı var sanır.
İnsan bir şeyi duymuşsa, o ancak bir söylentidir; doğruluğu belirsiz, gerçekliği
de şüphe götürür. Ancak insanlar söylentilerin bu yanına bakmazlar, duyduklarını
başkalarına aktarıp dedikodu yaparlar. Konuşulan bir olayın aslının olup
olmadığını ancak gören bilir, görmeyen ama söylenenleri duyanlar ise
dedikoduları gerçekmiş gibi kabul ederler.
Bilinmedik aş ya karın ağrıtır, ya baş.
Anlamadığımız, daha önce denemediğimiz, iç yüzünü bilmediğimiz bir iş yapmaya
kalkışmak akıl kârı değildir. Çünkü tanışık olmadığımız bu işin başımıza iş
açması, bize zarar vermesi kuvvetle muhtemeldir. Bunun için bir işe girişirken
dikkatli olmak zorundayız.
Bilmemek ayıp değil, sormamak (öğrenmemek) ayıp.
İnsan hayatı için bilgi oldukça önemlidir. Ne ki insan her şeyi bilmez.
Bilmesine de imkân yoktur. İnsanın her şeyi bilmemesi doğaldır. Bunun utanılacak
bir yanı da yoktur. Ancak imkân varken bilmediklerini sorup öğrenmemesi,
biliyorum tavrıyla bir işe girişmesi son derece sakıncalıdır ve kusurludur.
Çünkü yanlış bir yola saparak hem kendine, hem de başkalarına zarar verebilir.
Bin bilsen de bir bilene danış.
Herkes eşit bilgiye sahip değildir. Çok iyi bildiğimizi sandığımız konunun
bilmediğimiz bir yanı olabilir, o konuyu bizden daha iyi bilenler de çıkabilir.
Bu yüzden bir işe kalkışmadan önce bu gibi kimselere danışmalı, onların bilgi ve
tecrübelerinden yararlanmalıyız. Eksiğimizi ancak böyle giderebilir,
yanlışımızdan ancak böyle kurtulabilir, iyi bir sonuca da ancak böyle
kavuşabiliriz.
Bin dost az, bir düşman çok.
Sıkıntılı bir anımızda, kötü bir günümüzde hemen yardımımıza koşan, daima
iyiliğimizi isteyen dostlarımızdır. Derdimizi onlarla unutur, mutluluğu onlarla
tadarız. Onlardan zarar değil, yalnızca fayda görürüz. Bu sebeple ne kadar çok
olurlarsa, bizim için o kadar iyidir. Ama düşmanımız olan yalnızca bizim
kötülüğümüzü ister, bir tane de olsa onun varlığı bizi rahatsız eder.
Bin merak bir borç ödemez.
Ne denli kaygı içinde olursan ol, bunun borcunun ödenmesinde hiçbir yararı
yoktur. Tasalanmayı bırakıp borcunu ödemek için çaba harcamalı, yollar
aramalısın.
Bin nasihatten bir musibet yeğdir.
Yanlış bir yol tutmuş kimi insanlar vardır ki, onlara ne kadar çok öğüt verirsen
ver, tuttukları yanlış yoldan onları çevirmekte bu öğütler bir fayda temin
etmez. Ama takip ettiği yanlış yolda başına gelen bir felâket, onu doğru yola
getirmekte daha etkili olur. Çünkü kötü tecrübelerin öğretme gücü oldukça
büyüktür.
Bin ölçüp bir biçmeli.
En basitinden en zoruna, yapmaya çalıştığımız işin bütün ayrıntılarını önceden
düşünmeli; gerekli ölçümleri yapmalı, sonucu iyi hesaplamalı, sonra işe
girişmeliyiz. Yoksa istemediğimiz bir zararın ortaya çıkmasından duyacağımız
pişmanlık fayda etmez.
Bin tasa (kaygı) bir borç ödemez.
Çok tasalanmak ve üzülmekle borçtan kurtulunamaz. Çünkü borç durduğu yerde
ödenmez. Borcu ödemek için bir şeyler yapmalı, harekete geçip çalışmalı, kimi
çıkış yolları aranmalıdır.
Bir adama kırk gün deli desen deli olur.
İnsana yapılan sürekli telkinler sonunda bir neticeye ulaşmak mümkündür. Çünkü
insan etkilenen bir varlıktır. Birtakım iyi ya da kötü duygular, düşünceler ve
inançların sürekli telkin edilmesiyle insanlar biçimlendirilip
yönlendirilebilirler.
Bir adamın adı çıkacağına canı çıksın.
Toplumun bir kişi hakkında verdiği yargı öyle kolay kolay değişmez. Toplum
kişiyi nasıl nitelemişse, kişi o niteliğiyle tanınır. Adı bir kere kötüye çıkan
kişi, iyi de olsa toplumun bu yargısının önüne geçemez. Adına sürülen bu leke
onun yakasını bırakmaz. Nereye gitse bu leke yüzüne vurulur, itilip kakılır,
sıkıntılar içinde kalır. Böyle yaşamak kişi için
ölmekten daha iyidir.
Bir ağızdan çıkar bin ağıza yayılır.
Bir sırrın yayılması istenmiyorsa, kimseye söylenmemelidir. Sır ağızdan çıktı mı
hemen yayılır, gizli kalmasını önlemek çok zordur. Çünkü insanın merak ve
dedikoduya eğilimi vardır. Bu eğilim sır olan şeyin dilden dile dolaşmasına,
toplum içinde yayılmasına yol açar.
Bir ahırda at da bulunur, eşek de.
Bir toplumda iyi, yararlı ve güzel işler yapanlar bulunduğu gibi kötü, yararsız
ve çirkin işler yapan insanlar da bulunabilir.
Bir başa bir göz yeter.
Ne kadar çok malı olsa da insan yine de elde etmek ister, geleni geri çevirmek
istemez. Oysa insan hayatta ihtiraslı olmamalı, ihtiyacından fazlasını
düşünmemelidir. Kanaatkâr olan kimseler ihtiyaçları kadar olanı yeter
görürler.Msn Öğretmen öss kpss Gazeteler Sohbet hazır mesajlar ders izle Belirli
Gün ve Haftalar Çanakkale savaşı şiir şarkı sözleri
Bir bulutla kış olmaz (Bir çiçekle yaz gelmez).
1. Önemli bir durumun netlik kazanması için küçük, önemsiz belirtilerin varlığı
yeterli değildir. 2. Güzel ve hoş da olsa, küçük bir değeri elde etmekle
mutluluk tam anlamıyla yakalanmış sayılmaz.
Bir çöplükte iki horoz ötmez.
Bir toplumda iki baş, bir iş yerinde iki yönetici olmaz. Olursa aralarında
kıskançlık, çekememezlik yüzünden anlaşmazlık çıkar; fikir ayrılığına düşerler;
biri diğerini yok etmeye, bulunduğu yere tek baş olmaya çalışır. Bu çatışma
sonunda güçlü kalır, güçsüz gider. Bu da az şeye mal olmaz.
Bir deli kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramamış.
1. Aklî dengesini yitirmiş kimi insanların yaptıkları öyle işler vardır ki, bunu
akıllı insanlar bir araya gelse ne yorumlayabilir, ne de çözebilirler. 2. Kimi
zaman bir insan öyle delice bir iş yapar ve zarara yol açar ki, pek çok akıllı
kimse bir araya gelir ama bu zararı gideremez; işi de düzeltemez.
Bir (sağ) elinin verdiğini öbür (sol) elin görmesin.
Yardım yapmak bir insanlık görevi, dinî bir emirdir. Ancak bunu yapmanın da bir
yolu yordamı vardır. Yoksula yardım ederken insanın amacı kendini gösterip
övünmek değil, görevini ve sorumluluğunu yerine getirmektir. Bu bakımdan
yoksulları inciten gösterişlerden kaçınmak; kimsenin haberi, hatta en yakınların
bile haberi olmadan yardım yapmak gereklidir. Yoksa tersine bir hareket yardım
edilen kimseyi mahcup duruma düşürür, yapılan iyilik de iyilik olmaktan
çıkar.
Bir elin nesi var iki elin sesi var.
İnsanın gücü sınırlıdır. Bunun için büyük işlerin üstesinden tek başına gelemez.
Bu tür işleri başarabilmek için başkalarıyla işbirliğine, dayanışmaya girer.
Güçleri birleştirerek zor işlerin altından böylelikle kalkar.
Bir evde düzen olunca düzenbaz olmaz.
Eğer bir ailenin hemen bütün fertleri arasında bir uyum, bir anlaşma, karşılıklı
sevgi ve hoşgörü varsa, o ailede düzen de var demektir. Dolayısıyla ailenin
huzurunu kaçıracak bir kimsenin bu ailede barınması da mümkün değildir.
Bir göz ağlarken öbür göz gülmez.
Aile fertleri birbirine kan ve akrabalık bağlarıyla bağlıdırlar. Onlar bir
vücudun azaları gibidirler. Dolayısıyla ailenin bir ferdine gelen zarar, bütün
aile fertlerine gelmiş gibidir. Hemen hepsi de aynı ölçüde üzüntü çekerler.
Bir günlük beylik, beyliktir.
İnsanlar her zaman arzu ettikleri nimetlere kavuşup bunun sefasını süremezler.
Bu sebeple çok kısa bir süre içinde de olsa, çevresindekilerden daha üstün,
dertlerden uzak ve arzu ettiği biçimde bir an yaşamak o kişi için güzel bir
şeydir.
Bir insanı tanımak için ya alış veriş etmeli, ya yola gitmeli.
Ortak bir işe girmeden insanların gerçek yüzünü anlamak oldukça zordur. Alış
veriş etmek, onları tanımak bakımından önemli ölçüttür. Çünkü alış veriş bir
şeye sahiplenmeyi gerekli kıldığı için kişinin çıkarcı yönünü bütün
çıplaklığıyla ortaya koyar. Yolculuk ise fedakârlığı, cesareti, mertliği
gerektirir; dolayısıyla yolculukta karşılaşılan zorluklar sebebiyle ortaya konan
davranışlar kişilerin niteliklerini belirgin kılar.
Biri yer, biri bakar; kıyamet ondan kopar.
Bir toplumun sahip olduğu varlıklardan her fert bir adalet çerçevesi içinde
yararlanmalıdır. Eğer böyle olmaz, adaletli davranılıp hak gözetilmez, sadece
bir kısım insanların yararlanmasına göz yumulup diğer insanların yararlanmasına
fırsat verilmezse kargaşa çıkar; kavga baş gösterir, toplumdaki sosyal barış
zedelenir, düzen bozulur, insanlar birbirlerine düşer.
Bir koyundan iki post çıkmaz.
Bir iş, nesne ya da insandan temin edilecek faydanın bir ölçüsü, bir sınır
vardır. Alınabilecek alındıktan sonra, onlardan bir kez daha verim istemek,
onları bu konuda zorlamak doğru değildir. Bu davranışın devamı insanı yanlış bir
yola götürüp zarara sokabilir.
Bir kötünün yedi mahalleye zararı dokunur (vardır).
Yalancı, düzenbaz, iffetsiz bir kimse sadece kendi çevresine zarar vermekle
kalmaz; kötülüklerini daha geniş çevrelere de taşır. Kendinin, yakınlarının,
çevresinin ve daha geniş muhitlerin adını lekeler; bu leke gittikçe yayılır.
Bir mıh bir nal kurtarır, bir nal bir at kurtarır.
Küçük ve kıymetsiz gördüğümüz şeyler zaman gelir çok önem kazanır ve büyük iş
görebilir. Küçük bir somun parçası yüzünden bir dikiş makinesinin çalışmaması,
işlerin yatması mümkündür. Bu sebeple herhangi bir nesne, iş ya da olayı küçük
görmeyip önemle ele almak gereklidir.
Bir selâm bin hatır yapar.
Dinimizin bir emri olan selâm, bir bilgi ve sevgi belirtisidir. Dolayısıyla
gönül kazanmanın önemli bir anahtarıdır. Yakınlarımıza, arkadaşlarımıza, hatta
yabancılara bile vereceğimiz selâm onlarla aramızda bir yakınlığın doğmasına yol
açar; gönülleri birbirine yaklaştırır. Bu sebeple selâmlaşmayı ihmal etmemek
gereklidir.
Bir sıçrarsın çekirge, iki sıçrarsın çekirge, üçüncüde ele geçersin çekirge.
Bir suçu işleyebilir, kanunsuz bir işi yapabilir ve yakalanmayabilirsin. Hatta
bunu birkaç kez de başarabilirsin. Ama bu böyle devam etmez, eninde sonunda
yakayı ele verirsin.
Bir sürçen atın başı kesilmez.
Kusursuz insan olmaz. Hemen her insan bir yanlışlık yapabilir. Bu bakımdan
sürekli iyi iş yapan, doğru yoldan çıkmayan, kişiliğini her yönüyle kanıtlamış
olan bir kimseyi, bir kez hata yaptı diye gözden çıkarmak, olumsuzlamak ve
cezalandırmak doğru değildir. Yapılacak şey, yalnızca uyarıda bulunmak
olmalıdır.
Bir şeyin önüne bakma, sonuna bak.
Kimi işler vardır ki iyi başlamamış ama iyi sonuç vermiştir. Üstelik başlamış
bir işte geri dönmek de zordur. Bu sebeple bize düşen yolumuza azimle devam
etmek, gereken çabayı göstermek, işi lâyıkıyla yapmaya çalışmaktır.
Bir yemem diyenden kork, bir oturmam diyenden.
Kimi insanlar vardır ki dedikleriyle yaptıkları birbirine uymaz. Kimi isteksiz
görünüp “yemem” diyen insanların isteklilerden daha çok yedikleri, kimi hevessiz
görünüp “kalamam” diyen insanların da diğerlerinden daha çok oturdukları, hatta
yatıya kaldıkları bile görülmüştür.
Bitli (kurtlu, çürük) baklanın kör alıcısı olur.
Değersiz, işe yaramaz, kötü şeylerin de müşterisi olur. Onları kimileri
anlamadığı, kalitesini bilmediği için alır; kimileri de kendileri bakımından
bizim kavrayamadığımız bir değer ifade ettiği için alır.
Boğaz dokuz (kırk) boğumdur (boğa boğa söyler).
Bir sözü düşünüp taşınmadan, içimizden geçirmeden, kendi kendimize ölçüp
tartmadan, doğuracağı sonuçları hesaplamadan, düzeltmeden söylememeliyiz. Ola ki
istemediğimiz bir sözü ağzımızdan çıkarmış olabiliriz. En doğrusu, uygun biçimi
bulduktan sonra söylemektir.
Bol bol yiyen, bel bel bakar.
Bugünün yarını da vardır. Savurganlık yapıp elindekini bol bol harcayan,
düşünceli davranıp ilerisi için bir şey bırakmayan kimse, yarın geçimini temin
edecek bir şey bulamaz. Başkalarına muhtaç olur, onun bunun eline bakar.
Borç iyi güne kalmaz.
Borçlu olan, borcunu hemen ödemenin yollarını aramalıdır. “Elim genişleyince,
ileride öderim” diye düşünmesi son derece sakıncalıdır. Çünkü gelecek günlerin
ne göstereceği belli olmaz. Eli daha da darlaşabilir. Dolayısıyla borcunu
ödemesi güçleşir, gün geçtikçe de borcu artar.
Borçlunun yalımı alçak olur.
Borçlu kimseler, borçlarını ödeyemedikleri için alacaklıları yanında rahat
olamazlar; başları yukarıda yürüyemezler, üzülüp incinirler, sanki suçlu gibi
dururlar, kendilerini ezik hissederler.
Borçsuz çoban yoksul beyden yeğdir.
Beyleri bey yapan cömertlikleri, ellerindeki varlıkları yoksullara
dağıtmalarıdır. Varlıksız, sıkıntı içinde yüzen bir beyin sadece adı kalmıştır.
Varlığı olmayan, yoksulları gözetme ve doyurma görevini yapamayan bir bey için
bu durum acı vericidir. Böyle bir konumda bey olmaktansa borçsuz, tasasız, kıt
kanaat geçinen bir çoban olmak daha iyidir. Çünkü, o yoksulluğa alışkındır.
Borçtan korkan kapısını geniş (büyük) açmaz.
Alacaklının yanında yüzü yerde olmak istemeyen, borç etmekten korkan kimse
tedbirli olur; masraflarını kısar, gelişigüzel harcamalar yapmaktan kaçınır,
kendine uygun bir yol seçip ona buna ziyafet vermekten uzak durur.
Borç uzayınca kalır, dert uzayınca alır.
Hemen her şeyin bir yapılma zamanı vardır. Borç da zamanında ödenmezse kişilerde
bir gevşeklik görülür, borçluluk duygusu zamanla azalır. Borç uzun süre ödenmez
olur, hatta hiç ödenmez bile. Dert de böyledir; zamanında önlem alınmaz ve
hastalık uzarsa, kişi sonunda güçsüz kalır; dayanma gücü kalmaz ve ölür.
Borç yiğidin kamçısıdır.
Birisine borçlanan, borcunu da ödemek isteyen kimse kendini daha çok çalışmak ve
kazanmak zorunda hisseder; bu yönde girişimde bulunur.
Bostan yeşil (gök) iken pazarlığa oturulmaz.
Ne olacağı, nasıl gelişeceği, nasıl sonuçlanacağı bilinmeyen bir konu, iş ya da
durum üzerinde anlaşmaya varılıp söz verilemez.
Boş çuval ayakta (dik) durmaz.
1. Karnı aç olan kimse, iş yapamaz. 2. Beceriksiz, deneyimsiz, bilgisiz kimse
bir iş tutunamaz. 3. Hiçbir tutamağı bulunmayan, gerçeklerden uzak, temelsiz
düşünce ya da plânlarla sonuca ulaşılamaz.
Boş fıçı çok (fazla) langırdar.
Gösterişe düşkün, bilgisiz, deneyimsiz kimse kendini ön plâna çıkarmak ve
bilgiçlik taslamak amacıyla çok konuşur; her sözün arasına girer,
etrafındakileri rahatsız eder.
Boş gezmekten bedava çalışmak yeğdir.
Boş olmak, hiçbir uğraşa girmeden gezmek insanı tembelliğe, miskinliğe
alıştırır. Öyle ki bu insanların kimisi can sıkıntısından ne yapacağını bilemez
olur, yanlış yola sapar, kötülüklere bile bulaşır. Parasız da olsa çalışmak, boş
oturmamak insanı hareketli ve canlı yapar; girişimcilik yeteneğini artırır, onu
geliştirir, zararlı alışkanlıklardan kurtarır. İleri de para kazanacağı bir iş
bulmasına da kapı aralar.
Boş torba ile at tutulmaz (Boş torbaya eşek gelmez).
1. Hiç kimse emeğinin boşa çıkmasını istemez, karşılığını mutlaka bekler. Bir
kimseye iş yaptırmak, onu bir yere bağlamak istiyorsanız, ona emeğinin
karşılığını da ödemek zorundasınız. 2. Hemen her iş çoklukla bir emek, masraf ve
fedakârlık ister. Bunları gösteriniz ki elde etmek istediğinize kavuşmanız
mümkün olsun.
Boynuz kulağı geçer (Boynuz kulaktan sonra çıkar ama kulağı geçer).
Eğitime sonradan da başlasa kimi yetenekli, becerikli, öğrenme ve kavrama gücü
gelişkin olan çırak veya öğrenci, ustasından ya da öğreticisinden daha ileri
gidebilir; onlardan daha başarılı olabilir.
Böyle gelmiş böyle gider.
Öteden beri süre gelen durum, kurulu düzen, halk arasında yaşayan gelenek ve
görenekler kolay kolay değişmez.
Bugün bana ise yarın sana.
Neyin ne zaman olacağı bilinmez; bu ister felâket, ister nimet olsun. Bugün ben
bir felâket ve haksızlıkla karşılaşmışsam, yarın da sen aynı durumla
karşılaşabilirsin. Bugün sen nimetler içinde bulunup mutluysan, yarın da ben
kavuşup mutlu olabilirim. Bunu aklından çıkarma.
Bugünün işini yarına bırakma.
Bir iş günü gününe yapılmalıdır. İşi yarına bırakmak kimi olumsuzlukları da
beraberinde getirir. Yarın daha önemli bir işin çıkmayacağını nereden
bilebiliriz? Diyelim ki çıktı, o zaman ne yapacağız? Kuşkusuz bugünkü işten önce
onu yapacağız, bugünkü iş de kalacak. Dolayısıyla işler birikmeye başlayacak,
çıkmaza girecek. Ayrıca bugün yapılması gereken işin sonraki güne bırakılmasıyla
önemini yitirmesi, istenen sonucu vermemesi de söz konusu olabilir.
Bugünkü tavuk yarınki kazdan iyidir.
Az da olsa bugün elimizde bulunan bir nimet, imkân ya da nesne, büyük de olsa
henüz elimize geçmemiş olandan daha daha iyidir. Çünkü henüz elimize geçmemiş
olan, ihtimal dahilindedir. Bir engel çıkıp onun elimize geçmesi
gerçekleşmeyebilir. Oysa ötekinin elimizde olması gerçekleşmiştir.
Buğday başak verince orak pahaya çıkar (kıymete biner).
Kimi zaman ortada duran, pek önemli görünmeyen şeyler kendilerine ihtiyaç
duyulunca çok değer kazanırlar. İsteklisi çok olan nesnenin fiyatı artar.
Sözgelimi yazın ortasında el sürülmek istenmeyen odun ya da kömür, kışa doğru
birden kıymet kazanır; ucuzken pahalı olur.
Buğdayım var deme ambara girmeyince, oğlum var deme yoksulluğa düşmeyince.
Tarlada ya da harmanda duran, henüz hasadı yapılıp ambara girmemiş ürün bizim
sayılmaz. Çünkü bir yangın, bir sel, yağmur ya da başka bir felâket onun harap
olup yok olmasına yol açabilir. Anne ve babanın varlıklı olduğu günlerde oğulun
gerçek kişiliği ortaya çıkmaz. Ne zaman anne-baba yoksullaşır, işte o zaman
gerçek yüzü ortaya çıkar. Eğer oğul, anne-babasına karşı olan görevlerini yerine
getirmiyor, onlardan yardımını esirgiyorsa, ona iyi bir oğul denemez.
Buğdayın yanında acı ot da sulanır.
Mümkün olduğunca dikkatli olunup iyi ve yararlının yanında, kötü ve yararsızın
gelişip büyümesine fırsat verilmemelidir.
Bükemediğin eli öp.
Kendisiyle mücadele ettiğin rakibinin kuvveti, bilgisi ve becerisi karşısında
başarı gösteremeyip mağlûp olduysan rakibinin üstünlüğünü kabul et; bu onurlu
bir davranış olacaktır.
Bülbülü altın kafese koymuşlar, “ah vatanım” demiş.
İnsan, özgürlüğünü ancak vatanında bulur. Bu bakımdan vatan en değerli
varlığıdır insanın. Orda doğmuş, orda büyümüş, orda doymuş, orda tatmıştır
mutluluğu. Bu sebeple yurdundan uzakta yaşamak, ne denli bolluk içinde olursa
olsun insana zor gelir. Nasıl ki bülbül asıl vatanı olan yeşil tabiatı, kanat
çırpacağı mavi gökleri özleyip ister ve altın kafesten kurtulmaya çalışırsa,
insan da (hele bir de tutsaksa) özgür yaşayacağı vatanını ister ve hasretini
çeker.
Bülbülün çektiği dil (i) belâsıdır.
Bir karganın kafese konup beslendiği pek görülmemiştir. Ama bülbül için kafesler
sürekli yapılır durur. Bunun tek sebebi, sesinin güzelliğidir. O oldukça güzel
öter ve bunun için yakalanıp kafese konur. İnsanlar bundan ders almalıdır. Çünkü
düşünüp taşınmadan, sonunun nereye varacağını hesaplamadan sarf edilen sözler,
insanın başına dert açabilir. Dili yüzünden belâya saplanıp zarar görebilir.
Büyük balık, küçük balığı yutar.
Güçlü olan kendinden güçsüzü ya ezer, ya yok eder, ya da kendisine bağlı kılar.
Bu durum insan için olduğu kadar, ticarî işletmeler ve devletler arasında da
çoklukla söz konusudur. Kişiye düşen, yok olmamak için var gücüyle mücadele
etmektir.
Büyük başın derdi büyük olur.
Bir iş ne kadar büyükse çözüm bekleyen sorunları da o kadar büyük olur.
Dolayısıyla bir işletmeyi idare eden, bir toplumu yöneten, kısacası büyük
işlerin başında bulunan kimselerin de hem sorumlulukları, hem de dertleri büyük
olur.
Büyük lokma ye (de), büyük söz söyleme.
İnsan çoklukla nefsine yenik düşer. Kendini pek çok konuda ön plâna çıkarmak, ne
kadar becerikli ve akıllı olduğunu belirtmek ister. Bu durum onun
böbürlenmesine, “ben olsaydım öyle değil, böyle yapardım; şunu yapsaydı kötü
duruma düşmezdi; ben asla onun yaptığı gibi kötü bir şey yapmam; o sözler de
söylenir miydi?” gibi sözler sarf etmesine sebep olur ki, böyle bir tavır
sergilemek son derece zararlıdır. Dünya ve insanlık hâli bu, öyle bir gün gelir
ki, yerip kınadığımız kişinin başına gelenler bizim de başımıza gelebilir ve
gülünç duruma düşebiliriz. Bu sebeple ağzımızdan çıkacak söze dikkat etmeli,
büyük söz söylemekten kaçınmalıyız.
Cahile söz anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zordur.
Cahil kişi, okuyup öğrenim görmemiş, bilgisiz ve deneyimsiz kimsedir. Bu
bakımdan söylenen bir sözün ne maksatla söylendiğini, hangi anlama geldiğini
kavramakta zorluk çeker. O ne biliyorsa, doğru onlardır. Ne kadar uğraşırsanız
uğraşın kendi doğrularından başka bir doğru kabul etmez. Öyle de inatçıdır ki
deve nasıl hendek atlamamak için direniyorsa, o da görüşünden vazgeçmemek için
direnip durur.
Cambaz ipte, balık dipte gerek.
Niteliği gereği hemen her varlık farklı bir yerde bulunur, barınır ve iş yapar.
Niteliğine uygun olmayan yerin şartları onu zor durumda bırakabilir. Dolayısıyla
her kişi elde ettiği niteliklerin gerektirdiği bilgi, beceri ve uzmanlık sahası
içinde çalışmalı; o alanın dışındaki işlerden uzak durmalıdır.
Cana gelecek (kaza-zarar) mala gelsin.
Eğer bir kaza gelecek ve zarar görecekse insan, canına değil malına gelsin.
Çünkü kazaya uğrayan, zarar gören malın tekrar kazanılması veya elde edilmesi
mümkündür. Ama can için durum böyle değildir. Cana gelen felâketler silinmeyecek
izler bırakır. Bir kazadan ötürü insan ölebilir, sakat kalabilir, dolayısıyla
böylesi zararları gidermek mümkün değildir.
Can boğazdan gelir.
Her canlı gibi insan da beslenmek zorundadır. Bedeni için gerekli olan gıdaları
ancak bu şekilde alır. İyi beslenmeyen, yeterli gıdaları almayan bir vücut
sağlıklı, dinç ve dayanıklı olamaz; bu kimselerin güçsüz kalıp hasta olmaları da
kaçınılmazdır. O hâlde insan sağlığını korumak istiyorsa, iyi beslenmeye önem
vermelidir.
Can canın yoldaşıdır.
İnsan yaratılışı gereği tek başına yaşayamaz. Bir arkadaşa, bir dosta mutlaka
ihtiyaç duyar. Bu, gerek iş yapması, gerek sorunlarını çözmesi, gerekse konuşup
dertleşmesi için zorunludur.
Can cümleden aziz (dir).
1. Bir tehlike anında insan önce kendi canını kurtarmaya başlar. O anda kendi
canı, diğer canlardan daha önemli olur. Kimi istisnalar hariç, bu durum hemen
her insanda göze çarpar. Bu da tabiî bir vak`a olarak görülür. 2. İnsanın
kendisi hemen herkesten önce gelir. Her ne kadar kimi zaman özveride bulunur,
fedakârlıklar gösterirse de (bunun da bir yeri ve sınırı vardır), vahim
konularda çıkarlar çatışmaya başlayınca, kendi çıkarından asla taviz vermez.
Can çıkmayınca huy çıkmaz.
Huy, insanın yaratılış ve ruh özelliklerinin bütünüdür. İnsanla birlikte var
olmaya başlar; insan büyüdükçe, huy da onun benliğine iyice yerleşir;
kişiliğinin bir parçası hâline gelir. İster eğitim, ister başka bir yolla olsun,
kişinin huyunu değiştirmek mümkün değildir; kişinin ölümüne kadar öylece devam
eder.
Canı yanan eşek attan yürük olur.
Herhangi bir durumdan ötürü canı yanıp acı çekmiş olan kimse, aynı durumla bir
daha karşılaşmamak için kendisinden beklenilenin üstünde bir çaba gösterir. Öyle
ki altından kalkamaz sanılan işleri bile başarır, çok iyi sonuçlara ulaşır.
Cefa çekmeyen sefanın kadrini bilmez.
Sürekli bolluk, rahatlık içinde yaşayan insanlar içinde bulundukları vefa ve
mutluluğun kıymetini bilmezler. Bunu doğal bir şeymiş gibi görürler. Nasıl
sağlıklı bir insan, hasta olmadan sağlığın kıymetini bilmezse, sefa içinde olan
da darlığa ve sıkıntıya düşmeden rahatlık, huzur ve mutluluğun kıymetini
bilemez.
Cennetin kapısını cömertler açar.
Cömert kimse, para ve malını esirgemeden veren, eli açık olan, yardım seven,
muhtaç kimseleri gözeten kimsedir. İslâm dini böyle kimseleri över ve onları
cömert olmaya davet eder. Eğer böyle davranırlarsa; yetime, kimsesize, yolda
kalmışa, düşküne yardım ederlerse sevap işleyecekler ve öbür dünyada
yaptıklarının karşılığını kat kat fazlasıyla göreceklerdir.
Cesurun bakışı, korkağın kılıcından keskindir.
Kimi cesur insanlar kararlıdır, mertlikleri ve azimleri yüzlerinden okunur. Yüz
ifadeleriyle hasımlarını yıldırabilirler. Korkak insanlarda ise yürek gücü
yoktur. Bu güç olmadığından ötürü kılıcı gerektiği gibi kullanamazlar,
dolayısıyla kılıçları keskin de olsa bir işe yaramaz.
Cins horoz yumurtada (iken) öter.
Kimi soylu ve değerli kimse, daha bebekken, eğitim çağına gelmeden kendini kimi
hareketleriyle belli eder; başarılı bir insan olup yararlı işler yapacağını
ortaya koyar.
Cins kedi ölüsünü göstermez.
Şahsiyetli, soylu bir kimse, sıkıntılı ve kötü durumunu başkasına göstermez ve
söylemez.
Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler.
Bazı insanlar vardır ki övülmekten çok hoşlanırlar. Kimi çıkarcılar da böyle
insanları iyi tanırlar. Onları “ne kadar cömertsin” diyerek pohpohlayıp överler;
bu okşayıcı sözlere kanan kimse de malını, parasını bol bol harcar; ona buna
yedirir, sonunda tüketir. Benzer bir şekilde, ne amaç güttüğü bilinmez kimseler
de kişiyi “ne kadar güçlüsün, sana karşı gelemez” diye pohpohlayıp överler. Bu
tip övgülerden hoşlanan kimse de, böyle biri olduğunu kanıtlamak için harekete
geçer; olmayacak bir dövüşe atılır, bu sırada birisi çıkıp canından eder onu.
Çabuk parlayan, çabuk söner.
1. Bazı insanlar vardır ki bir olay karşısında çok çabuk öfkelenip kızarırlar.
Ancak öfkelenip kızdıkları gibi de çabuk sakinleşirler. 2. Bazı insanlar hak
etmedikleri hâlde, kimi yolları kullanarak, yasa ve kurallara uymaksızın önemli
mevkilere, makamlara çok kısa zamanda gelirler; ancak o görevin ehli, o makamın
adamı olmadıkları anlaşıldığında da çabucak o yerden uzaklaştırılırlar.
Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme.
İçinde yaşanılan toplumda sosyal ilişkiler oldukça önemlidir. Bu sebeple yapılan
davetlere-çok önemli bir sebep yoksa-bir nezaket gereği olarak gitmelidir.
Toplum dayanışması bakımından bu bir görevdir. Kişi, çağrılmadığı yere ise
gitmemelidir. Geleneğimize göre çağrılmadığı yere gitmek terbiyesizlik ve
yüzsüzlüktür. Çünkü gittiği o yerde insanların rahatını kaçırabilir.
Çalıda gül bitmez, cahile söz yetmez.
Her varlığın bir niteliği, bir yapısı vardır. Gülü, ancak gül ağacından
alabilirsin. Bir çalının gül açması mümkün değildir. Çünkü tabiatına aykırıdır.
Bunun gibi cahil kimselere de bir söz anlatmak hemen hemen mümkün değildir.
Çünkü cahil kimsenin kavrayışı kıttır, ayrıca inatçıdır ve bildiğinden de
şaşmaz. Dolayısıyla onu yola getirmek, ondan olumlu davranışlar beklemek son
derece zordur; ona ne söylerseniz boşa gider.
Çalma elin kapısını, çalarlar kapını.
Kimseye kötülük yapma, kimseyi arkasından çekiştirme, bu tür hareketlerden
kaçın. Yoksa günü gelir, benzer bir şeyi onlar da sana yaparlar ve zor durumda
kalırsın.
Çam sakızı, çoban armağanı.
İnsanlar birbirlerini sevindirmek, mutlu etmek için karşılıklı hediyeleşirler.
Bu hareket insanların gönüllerini okşar, onları birbirlerine yaklaştırır. İnsan
ne kadar yoksul olsa da böyle bir eylemde bulunmak ister. Ne var ki o, varlıklı
insanlar gibi değeri yüksek armağanlar veremez. Onun armağanı küçük bir şeydir.
Ama taşıdığı değer büyüktür. Davranışı da soylucadır.
Çanağa ne doğrarsan kaşığına o çıkar.
İnsan harcadığı çabanın, başkalarına gösterdiği tavrın karşılığını ileride
görür. Bir işte ne kadar hazırlık yapmışsa o kadar verim alır. İnsan diğer
ilişkilerinde de böyledir. İyilik yapan iyilik, kötülük yapan kötülük bulur.
Çanakta balın olsun, arı Bağdat`tan gelir.
Elindeki malın iyi ve değerli ise müşteri bulmakta güçlük çekmezsin. Öyle ki
nerede olursan ol, alıcılar çok uzakta da olsa gelip seni bulurlar.Msn Öğretmen
öss kpss Gazeteler Sohbet hazır mesajlar ders izle Belirli Gün ve Haftalar
Çanakkale savaşı şiir
Çarşı iti ev beklemez.
Boş gezen, şurada burada dolaşan, hiç ciddî bir iş yapmayan ve aylaklığı
alışkanlık edinenler düzenli bir iş yapmaya gelemezler. Çalışmaktan
hoşlanmadıkları gibi kolay kolay disiplin altına da girmezler.
Çatal kazık yere çakılmaz.
Bir işe, çok başlılık zarar verir. Çünkü her kafadan bir ses çıkar. Bir o yana,
biri bu yana çeker. Dedikleri birbirini tutmadığı için iş bir türlü ortaya
gelemez. Yapılmamış olarak öylece kalakalır.
Çıkmadık candan umut kesilmez.
1. İnsanların ölüm ve dirimi Yüce Allah`ın takdirine bağlıdır. Bu bakımdan eceli
gelmeyen kimsenin, ölümcül hâlde de olsan canı çıkmadığı sürece iyileşeceğinden
umut kesilmez. 2. İşlerimiz içinde durum böyledir. Kötü giden, felâkete uğrayan
işlerin yok olma kertesine gelmiş de olsa düzelmeyeceğini kim söyleyebilir? Yüce
Allah`tan hiçbir durumda umut kesilmez.
Çıngıraklı deve kaybolmaz.
Kimi kişiler vardır ki, nerede olurlarsa olsunlar onlar bazı özelliklerini
koruyarak kendilerini belli ederler. Bir yol bulup toplum içinde yitip
gitmelerini önlerler.
Çiftçinin ambarı sabanın ucundadır.
Çiftçi, geçimini toprağı ekerek sağlamaya çalışan kimsedir. Bu bakımdan toprağı
zamanında ve iyi sürmeli, tohumunu zamanında ekmelidir. Eğer bu işlerini
zamanında ve lâyıkıyla yapmazsa, iyi verim alıp ambarlarını dolduramaz;
başkasına muhtaç olup kapı çalar hâle gelir. Hemen her işte durum aynıdır. İyi
sonuç almak isteyen kişi, işini zamanında ve iyi yapmalıdır.
Çiftçiye yağmur, yolcuya kurak; cümlenin muradını verecek Hakk.
İnsan ne ile uğraşıyorsa, onun yararına bir sonuç vermesini ister. Çiftçinin iyi
ürün alabilmesi için yağmura ihtiyacı vardır. Bir kimse de güzel ve sıkıntısız
bir yolculuk yapabilmek için kurak havayı ister. Görüldüğü gibi birinin istediği
şey diğerinin zararınadır. Ancak sonucu yine Yüce Yaratan belirler. O nasıl
takdir etmişse öyle olur, kime neyi nasip etmek isterse o gerçekleşir.
Çingene çingeneye çatmadıkça kasnak boynuna geçmez.
Kişilerin ne kadar cahil, görgüsüz ve bayağı oldukları ilk bakışta anlaşılmaz.
Ta ki kendi ayarlarında bir kişiyle karşılaşıp kavga edene dek. O zaman gerçek
kişilikleri ortaya çıkar.
Çingeneden çoban olmaz, Yahudi`den pehlivan.
Her kişinin ayrı bir karakteri vardır, soyu sopu farklıdır. Yetişmesi, bilgi ve
becerisi doğrultusunda yapacağı işleri de birbirine uymaz. Çobanlık öyle
sanıldığı gibi kolay bir iş değildir; önce sabır ve sorumluluk, sonra sözünde
durma ve bir yere bağlanıp kalmak ister. Çingenede ise bu hasletler bulunmaz,
bunun için de çobanlık yapamaz. Benzer şekilde, pehlivanlık da cesaret, yürek ve
mertlik ister. Oysa Yahudi tam tersine korkaktır, bu yüzden pehlivanlık yapamaz.
Çingeneye beylik vermişler, önce babasını asmış.
Sorumsuz, bayağı ve soysuz kimse eline bir yetki ya da imkân geçince mizacının
gereğini yerine getirir. Öyle ki değil yabancılara, en yakınlarına bile kötülük
yapmaktan çekinmez. Ve işe başladığını böyle belli eder.
Çirkefe taş atma üstüne sıçrar.
Şerli, etrafa kötülük saçıp duran kimselerden uzak dur; zorunlu olmadıkça onlara
çatma, söz atma. Çünkü onlar bir kötülük yapmak için fırsat kollarlar. Böyle bir
fırsatı onlara verirsen onların kötülükleri sana bulaşır, kirlenir ve zararlı
çıkarsın.
Çivi çıkar ama yeri kalır.
Birine yaptığımız kötülüğü ne denli gidermeye çalışırsak çalışalım, yeni de o
kötülüğün bir izi ve hatırası kalır. Bunun için kimseyi incitmemeye, kırmamaya
gayret edelim.
Çivi çiviyi söker.
Güçlü bir şeyin etkisine, en az kendisi kadar güçlü bir başka şeyin etkisiyle
karşı konabilir.
Çobana verme kızı, ya koyun güttürür ya kuzu.
1. Kararını vermeden önce iyi düşün. Kızını vereceğin kimse ne işle
ilgileniyorsa, kızın da o işle ilgilenmek zorunda kalacaktır. 2. İncelikli,
hassasiyet gerektiren bir işi, o işten anlamayan birine teslim etme. Kabalığı,
beceriksizliği, dikkatsizliği yüzünden işi berbat edebilir.
Çobansız koyunu kurt kapar.
1. Elindeki nesneleri kaybetmek, birine kaptırmak istemiyorsanız gereken
önlemleri alıp koruyunuz. 2. Yöneticisi ve koruyucusu bulunmayan, başsız kalan
toplum onun bunun saldırısına uğrar; sonunda dağılıp çözülür.
Çocuğa iş buyuran, ardına kendi düşer (Çocuğa iş, ardına sen düş/ Çocuğu işe
sal, ardınca sen var).
Çocuk gerek yaşı, gerek bilgi ve becerisi sebebiyle kimi işlerin altından
kalkamaz. Çocuğa yapamayacağı, üstesinden gelemeyeceği, belli bir sorumluluk
gerektiren işi yükleyen kimse, bunun farkına vardığı anda onun arkasından gitmek
ve işle ilgilenmek zorunda kalır.
Çocuğun bulunduğu yerde dedikodu (gıybet) olmaz.
1. Çocuk, bir sözün nereye varacağını bilmez. Onun için sözün gizlisi ya da
saklısı da olmaz. Duyduğunu hiç umulmadık bir anda ve yerde lâf olsun diye
söyleyip başkalarına aktarabilir. Bu korkuyla çocuğun bulunduğu yerde başkasını
çekiştirme olmaz, dedikodu yapılmaz. 2. Çocuğun bulunduğu yerde dedikodu olmaz.
Çünkü herkes çocukla meşgul olur, oyalanır ve dedikoduya fırsat bulamaz.
Çocuğun yediği helâl, giydiği haram.
Çocuğun sağlıklı, dinç ve güçlü olması için iyi beslenmeye ihtiyacı vardır. İyi
beslenmeyen çocuk kimi hastalıkların pençesine kolayca düşebilir ve sağlıklı bir
gelişim gösteremez. Bu bakımdan onun gelişip büyümesi, iyi beslenmesi için ne
kadar para harcansa yerindedir. Ancak giyim için yapılan hesapsız harcamalar
doğru değildir. Çocuk giydiği elbisenin kıymetini bilemez, hor kullanır,
kirletir ve paralar. Ayrıca gittikçe büyüdüğü için bugün kullandığını yarın da
kullanamaz. Bu sebeple gerekli olan dışında çocuğu pek pahalı giysilerle
donatmak yanlıştır.
Çocuk büyütmek taş kemirmek.
Çocuk büyütmek büyük fedakârlık ister. Çünkü anne_baba çocuğu büyütmek için
türlü zahmetler çeker, büyük emek verirler. Gerek yeme ve içmeleri, gerek
eğitimleri için ellerinden geleni yapıp olmadık zorluklara katlanırlar.
Çocuk doğmadan kaftan biçilmez.
Bir iş henüz ortaya çıkmadan, bir neticeye varmadan kimi hazırlıklara girişmek,
onun hakkında yorum yapmak yanlıştır. Önce iş ya da olay netleşmeli, ne olup
olmadığı anlaşılmalı, sonra hazırlık yapılmalıdır. Öğretmen öss kpss Gazeteler
ders izle Belirli Gün ve Haftalar Çanakkale savaşı şiir şarkı sözleri matematik
Çocuk düşe kalka büyür.
Hemen her çocuk emeklemeye, yürümeye başladığı zamanda sık sık düşüp şurasını ya
da burasını incitebilir. Bu durum son derece doğaldır. Anne baba bunun için
kaygı duymamalıdır.
Çocuktan al haberi.
1. Çocuk gizlilik kavramından haberdar değildir. Dolayısıyla duyduğu şeyi
kolayca başkalarına söyleyebilir. Bunun yanlış olduğunu da düşünemez. Bu sebeple
başkasının duyması istenmeyen, sır olarak kalması gereken şeyleri çocuğun
yanında konuşmaktan kaçınılmalıdır. 2. Çocuklar yaşları gereği yalan dolan nedir
pek bilmezler. Kendilerine sorulan bir şeyi, bildikleri ve tanık oldukları bir
olayı, duydukları bir sözü olduğu gibi anlattıkları, çarpıtmadıkları için
haberin doğrusu çocuklardan alınır.
Çoğu zarar, azı karar.
Her şeyin bir ölçüsü ve bir sınırı vardır. Bunları ihlâl eden, aşan, aşırıya
kaçan insan zararla karşılaşır. Böyle bir sonuçla karşılaşmamak için en uygun
ölçü olan “karar” sınırında kalınmalı, öteye gidilmemelidir.
Çok arpa atı çatlatır.
At arpayı çok sever ama ölçüyü kaçırıp da gereğinden fazla yerse zararını hemen
görür. Bunun gibi her işte de bir ölçü vardır, ölçüyü kaçırıp işte aşırı gitmek
zararımıza olur.
Çok bilen çok yanılır.
Bir insan çok bilgi sahibi olabilir. Ama bu demek değildir ki her şeyin
mahiyetini biliyor. Onun da bilmediği, inceliğini kavramadığı pek çok şey
vardır. Bu bakımdan bilgisi sebebiyle bir insan kendisine güvenip öyle olur
olmaz şeylere karışmamalıdır. Yoksa yaptığı bir hareket, söylediği bir söz, fark
etmediği bir durum onu yanılgıya düşürüp zor durumda bırakabilir.
Çok gezen çok bilir.
Bilgi edinmenin çeşitli yolları vardır. Bunlardan biri de gezip görerek
öğrenmedir. İnsanlar gezdikleri yerlerde gördükleriyle ilgili pek çok bilgi
edinirler. Ne kadar çok yer gezerlerse, bilgileri de o kadar çok artar; bu
yolla, bildikleri üzerine bilgi katarlar, bilgi dağarcıklarını zengin kılarlar.
Çok havlayan köpek ısırmaz.
Bilinen şu ki, bağırıp çağıran, yapacağı kötülüğü açıkça söyleyen, sözleriyle
karşısındakini korkutmaya çalışan kimse, saldırıda bulunamaz; istese de bunu
yapamaz. Bunun aksine, sesini çıkarmayıp sinsice hareket edenler
tehlikelidirler. Onlar yapacaklarını yapıp gösterirler.
Çok koşan (seğirten) çabuk (tez) yorulur.
Hemen her işte sağlıklı sonuca ulaşmak dengeli çalışmakla mümkündür. İnsanın
gücü bellidir. Gücünün üstünde çalışır, aşırı çaba gösterirse çabuk yorulur;
yorgun düşer, dolayısıyla sonuca da geç ulaşır. Gücünün üstüne çıkmadan,
kendisini çok yormadan çaba harcayanlar hem sürekli çalışırlar, hem de sonuca
daha kolay ulaşırlar.
Çok söyleme arsız olur, aç koyma hırsız olur (Aç bırakma hırsız olur, çok
söyleme arsız olur).
Yönettiğin, eğittiğin, koruduğun kimselere aşırı ölçüde söylemek, ardı arkası
kesilmeyen buyruklar vermek, eleştirilerde bulunmak sözlerinin gücünü kırıp
tesirsiz bırakabilir; dolayısıyla o kimseler yüzsüz ve söz dinlemez olurlar.
Benzer bir şekilde bu kimseleri aç da bırakma, haklarını ver; gerek yiyecek,
gerek para bakımından bir sıkıntıya düşürme; yoksa onları kötü yola iter,
hırsızlığa sevk edersin.
Çok yaşayan bilmez, çok gezen bilir.
İnsanın bilgisi yaşıyla ölçülemez. Uzun bir ömür süren ama çevresinden hiç
ayrılmayan kimselerin bilgileri de sınırlıdır. Oysa çok gezen, çok yer gören
kimseler daha bilgilidirler. Çünkü onlar gördükleri yerler hakkında ayrı ayrı
bilgiler edinmişler ve bilgi dağarcıklarını zenginleştirmişlerdir.
Çürük tahta çivi tutmaz.
1. Gerçek niteliğini yitirmiş, aslı bozulmuş, eskimiş, işe yaramaz bir hâle
gelmiş bulunan bir şeyi, ne kadar uğraşırsak uğraşalım faydalanabilecek bir
duruma getiremeyiz. 2. Şahsiyetini yitirmiş, soyluluğu kalmamış, kaypak ve
güvenilmez kimselerle bir işe girişilemez. Bu gibi kimselerle kurulacak
ilişkilerin sonu hüsranla biter.
|
|
1
1-2-3-4-5-6
|
|
Etiketler : atasözleri, ata sözü, ata sözlerimiz, açıklamalı atasözleri, atasözlerimiz, türk ata sözleri, dünya ata sözleri |
|
|
Tavsiye | |
|
Sms Sözleri |
|
|