Arama | |
|
 Popüler Diziler | |
|
Msn Messenger | |
|
Bayanlara Özel | |
|
|
Atasözleri-4, Atasözlerimiz, Ata sözüoku, Atasözü anlamı, Atasözünün Açıklaması |
|
Ata Sözleri...! |
Karakterim.com |
Fakirlik ayıp değil, tembellik ayıp.
İnsanın kusur ve eksiği, ahlâkî yönü varlıkla belirlenemez. Bu bakımdan yoksul
olması, geçimini sağlamakta güçlük çekmesi utanılacak bir durum değildir. Asıl
utanılacak durum ve davranış, gücü varken tembellik edip çalışmamak ve yoksul
düşmektir.
Fare (sıçan) deliğe sığmamış, bir de kuyruğuna (kıçına) kabak bağlamış.
1. Yapamayacağı kadar ağır bir iş varken başka bir iş daha yüklenmek son derece
sakıncalıdır. İnsan önce kendi işini yapıp düzlüğe çıkmalı, daha sonra
başkalarının yükünü omuzlamayı düşünmelidir. 2. Kendisi sığıntı durumunda iken
yanına bir kişi daha almak yanlış ve tutarsız bir davranıştır.
Faydasız baş mezara yaraşır.
Mademki yaşıyor, o hâlde bir işe yaramalıdır insan. Ne kendisine, ne de etrafına
bir yararı, bir kârı dokunmayan ve ona buna yük olan kişinin yaşaması ile ölmesi
arasında bir fark yoktur.
Fazla (artık) mal göz çıkarmaz.
O an için ihtiyaç duyulmayan mal, ne kadar ve ne türden olursa olsun elden
çıkarılmamalıdır. Hiç umulmadık bir günde ona gerek duyulabilir. Ayrıca malın
çok olmasının kimseye bir zararı da yoktur.
Fırsat her vakit ele geçmez.
Ele geçirilen imkân veya durumdan en iyi biçimde yararlanmak gereklidir. Çünkü
insanın karşısına çok seyrek çıkar.
Fukaranın tavuğu tek tek yumurtlar.
Yoksulun şansı hemen hemen hiç gülmez. Onun eline geçen imkânlar da öyle çok
değildir. İmkânları sınırlıdır; bunun için, hangi işe el atarsa atsın, zengin
gibi kazanamaz. Umduğundan fazla kazandığı görülmemiştir.
Gafile kelâm, nafile kelâm.
Çevresindeki gerçekleri görmeyen, sezmeyen, bilgisiz, dalgın kimseye ne söylense
kâr etmez. O, bildiği gibi hareket eder. Dolayısıyla ona söylenecek her söz boşa
gider.
Gammaz olmasa tilki pazarda gezer.
Gizli-saklı, kanunsuz yollarla çıkar sağlamayı iş edinen kimseleri, söz getirip
götüren kimselerin varlığı korkutur. Dolayısıyla bunlar yakayı ele
vereceklerinden çekinerek, herkesin içinde öyle uluorta dolaşamazlar.
Garip kuşun yuvasını Allah yapar.
Kimsesiz, zavallı, yoksul ve güçsüz kişiye yüce Allah yardım eder. Hiç
ummadıkları bir yerden kendilerine yardım eli uzanır ve darda kalmazlar. Yüce
Allah onları korur, gözetir ve mal sahibi yapar.
Gâvurun ekmeğini yiyen, gâvurun kılıcını çalar.
Kişi geçimini kimden sağlıyorsa, kimin hizmetinde ise, ne kadar merhametsiz ve
acımasız olursa olsun, ne kadar fikirleri uyuşmazsa uyuşmasın onun yanında olur;
onun istediklerini yerine getirir.
Gelene git denilmez.
1. Kendiliğinden gelen güzel bir şeyi, faydayı geri çevirmek doğru olan ve
yakışık alan bir şey değildir. 2. Gelenek ve göreneklerimize göre, kendiliğinden
gelen konuğu kabul etmeyip geri çevirmek doğru bir davranış olmaz.
Gelen gidene rahmet okutur (Gelen gideni aratır).
Bir işe veya göreve sonradan gelen, orada daha önce çalışandan daha başarısız ve
geçimsiz olabilir. Dolayısıyla beğenmediğimiz o eskiyi bize aratır ve “keşke o
gitmeseydi, o çok iyiydi” dedirttiği olur.
Gemisini kurtaran kaptan.
Tehlikeli, güç bir duruma düşüp de ortalık iyice karışınca kimileri kendi
başlarının çaresine bakarlar. Bunlar ne yapıp yapıp kurtulur ve iyi sonuca
ulaşırlar.
Gençliğin kıymeti ihtiyarlıkta bilinir (anlaşılır).
İnsanın gençliği göz açıp kapayıncaya kadardır. Ne olup bittiği pek
anlaşılamadan geçip gider. İnsan ihtiyarlayınca şöyle düşünür, yapılacak pek çok
şeyin varolduğunu fark eder. Ancak iş işten de geçmiştir. Çünkü bunları yapacak
ne gücü ne de zamanı vardır. İşte o an, gençliğin ve gençlik günlerinin ne denli
kıymetli olduğunu anlar.
Gençlikte para kazan (taş taşı), kocalıkta kur kazan (ye aşı).
Gençlik, insanın en verimli çağıdır. Güç ve enerji doludur. İnsan işte bu
dönemde çalışıp para biriktirmeli, mal-mülk sahibi olmalıdır. Çünkü ihtiyarlayıp
gücünü yitirdiği, çalışamadığı dönemde ona ihtiyaç duyacaktır. Elinde olduğu
için de rahat yaşayacak ve sıkıntı çekmeden gün geçirecektir.
Gidilmeyen yer senin değildir (olmaz).
Ulaşıp yanına varamadığımız, kendisinden yararlanamadığımız yer bizim olsa ne
olur? Bizim dediğimiz yer, elimizde bizzat tutup kendisinden yararlandığımız yer
olmalıdır.
Gidip de gelmemek, gelip de görmemek (bulmamak) var.
Bulunduğu yerden uzaklara gidecek kimsenin geri dönmemesi, döndüğünde de
bıraktıklarını bulamaması mümkündür. Bu sebeple yola çıkacak kişi bunu düşünmeli
ve yakınları ile helâllaşmalıdır.
Göğe direk, denize kapak olmaz.
Öyle işler vardır ki, insanın gücünü ve imkânlarını aşar; gerçekleştirilmesi
mümkün değildir. Dolayısıyla bu tür işlerle uğraşmak, bu yolda hayallere
kapılmak boşunadır.
Gönlün yazı var, kışı var.
Hayat inişli çıkışlıdır. Hayatın bu durumu insanı etkiler. Dolayısıyla insanın
bir günü diğerine uymaz. İnsan bazen iyimser, neşeli, umutlu ve mutluluk
doludur; bazen de kötümser, üzgün, neşesiz, mutsuz ve bezgindir.
Gönül bir sırça saraydır, kırılırsa yapılmaz.
Gönül; sevgi, istek, düşünüş, anma ve hatır gibi kalpte var sayılan duygu
kaynağıdır. Bu kaynak insanı yeterince nazik ve içli kılar. Dolayısıyla kaba ve
sert hareketler karşısında fazla dayanamaz, çabucak incinip kırılır ve gücenir.
Kırılan bir gönlü kolay kolay onarmak ve eski hâline getirmek de oldukça güçtür.
Öyleyse etrafımızdaki insanlarla olan ilişkilerimizde dikkatli olmalı, gönül
kırmaktan kaçınmalıyız.
Gönülden gönüle (kalpten kalbe) yol vardır. (Kalp kalbe karşıdır).
İnsanları bir araya getiren huy, zevk, alışkanlık, fikir ve inanç birliğidir.
Dolayısıyla bu insanların gönüllerinde de bir duygu birliği vardır. Biri öteki
için ne düşünüyor ve ne hissediyorsa, ötekide beriki için benzer şeyi düşünür ve
hisseder.
Gönül ferman dinlemez.
Ne denli engel, ne denli yasak konursa konsun gönül sevdiğinden asla vazgeçmez.
Çünkü insanın gönlüne söz geçirmesi oldukça zordur.
Gönülsüz namaz göğe (göklere) ağmaz (Gönülsüz davara giden köpekten hayır
gelmez).
İçten gelen bir istekle kılınmayan namazın kabul olunacağı her zaman şüphe
götürür. Benzer şekilde içten gelen bir heves ve şevkle yapılmayan işten de
hayır gelmez. İnsanlara zor kullanarak yaptırılan işlerden verim alınamaz. Verim
ancak sevilerek, zevk alınarak yapılan, işlerden umulabilinir.
Gönülsüz yenen aş, ya karın ağrıtır, ya baş.
İstenmeden, zorla yenen yemek insana nasıl dokunup zarar verirse (sindirim
sistemini bozma, bulantı ve kusma yapma), zorla ve istenmeden yapılan iş de
benzer bir şekilde kötü ve hayırsız bir sonuç verir.
Gön yufka yerinden delinir. (İp inceldiği yerden kopar).
Hemen her iş, olay, durum ve konunun zayıf ve çürük bir yanı vardır. Bu yanın
bilinmesi, dayanma ya da çökmede oldukça önemlidir. Düşman bu zayıf noktayı
bulup yararlanmasını bilirse yenilgiyi kolay tattırır. Benzer şekilde bir zayıf
noktasını bulup sağlamlaştıranlar, düşmanlarının zafer yolunu kapatmış ve
güçlerini artırmış olurlar.
Görenedir görene, köre nedir köre ne?
Bir şeye karşı takınılacak sağlıklı tavır, onu görmeye ve anlamını kavramaya
bağlıdır. Görmesini bilmeyen, yeterli bir kavrayışa da ulaşamaz. Dolayısıyla
onun için hiçbir şeyin anlamı olamaz.
Gören gözün hakkı vardır.
Kendisinden faydalanılan, elde de yeterince bulunan, başkalarında bulunmayan
yiyecek ya da imrenilecek bir şeyden gören kimselere de mümkünse vermek gerekir.
Çünkü göz görünce gönülde o şeyi arzu eder.
Görünen köy kılavuz istemez.
Apaçık ortaya çıkan belli gerçekler karşısında duraksamak, ayrıcı bir açıklama
yapmaya kalkışmak yersizdir.
Gözden ırak olan, gönülden de ırak olur.
Ayrı düşenlerin arasındaki sevgi de zamanla azalır. Çünkü insan, sevdiği
kimseyle sıkça görüşüp sevgisini ve muhabbetini tazeleme imkânı bulamaz.
Dolayısıyla ilgi bağı kopar, yavaş yavaş da o kimseyi unutur.
Göz görmeyince gönül katlanır.
Yakınımızda bulunmayanların özlemine, acısına daha kolay dayanabiliriz. Çünkü
bizden uzakta yaşayan sevdiğimiz bir kimseyle istesek de ilgilenemeyiz.
Dolayısıyla görüşmekten umudumuzu keser ve ayrılığa katlanırız. Ama yakınımızda
bulunan ve her gün gördüğümüz kimseyle ilgilenmeden edemeyiz. Onun her zaman
gördüğümüz acısına da tahammül edip katlanmamız oldukça güçtür.
Gözü tanede olan kuşun ayağı tuzaktan kurtulamaz.
Gözü bir türlü doymayan, sürekli çıkarını düşünen, onun peşinde koşan ve bu
uğurda her türlü işe kalkışan kimse, yakasını tehlikelerden kurtaramaz; başına
türlü belâlar gelir.
Gülme komşuna, gelir başına.
Birinin başına gelen kötü bir durum, gün olur senin de başına gelir. Başına
gelen felâkete başkalarının gülmesi seni nasıl incitirse, senin başkalarının
kötü hâline gülmen de onları incitir. O hâlde birilerinin başına gelen kötü
durumdan ötürü, onlarla sakın alay etme.
Gülü seven dikenine katlanır.
Seven kişi, sevdiği kimse veya sevdiği iş yüzünden başına gelecek sıkıntılara
ses çıkarmadan katlanır. Bilir ki, sevdiğini elde etmek için birçok güçlüğe
göğüs germek, fedakârlıkta bulunmak zorundadır.
Gün doğmadan neler doğar.
Yüce Allah`tan başka kimse yarının ne getireceğini bilemez. Yarın birçok
değişikliklere gebedir. Beklenmedik bir sırada umut verici durumlarla da
karşılaşma imkânı vardır.
Güneş balçıkla sıvanmaz.
Açıkça meydana çıkmış, hemen herkesin bildiği gerçeği inkâr etmek, gizlemeye
çalışmak, yalan dolanla değiştirmeye yeltenmek mümkün değildir. Buna güç
yetirecek insan yoktur.
Güneş girmeyen eve doktor girer.
Güneşin insan sağlığı açısından önemi tartışma götürmez. Güneşin girmediği
yerlerde mikropların daha çabuk çoğaldığı, güneş yüzü görmeyen insanların da
daha çabuk soluklaştığı bilinen gerçeklerdendir. Güneş birçok hastalığa iyi
gelirken, sağlığın da baş koruyuculuğunu yapar. Görülüyor ki güneşli evde
hastalık olmaz.
Güvenme dostuna, saman doldurur postuna.
Dost sandığı birtakım kimseler, çıkarları söz konusu olduğunda sana kolaylıkla
kötülük edebilirler. Üstelik bunu, senin onlara duyduğun güvenden yararlanarak
yaparlar. Bu bakımdan herkesi dost sanma ve onlara inanma.
Güvenme varlığa, düşersin darlığa.
Varlık gelip geçicidir. Kimde ne zaman, ne kadar duracağı belli olmaz. Bu
bakımdan insan varlığına, zenginliğine güven duyarak öyle olur olmaz işlere
kalkışmamalı; har vurup harman savurmamalı, tutumlu davranmalıdır. Gelecekte
işlerinin kötüye gitmeyeceğini, yoksul düşmeyeceğini, darda kalmayacağını kim
söyleyebilir?
Güzün gelişi yazdan bellidir.
Başlangıç ve gidişat bir işin nasıl sonuçlanacağı konusunda aşağı yukarı bir
fikir verir. İyi başlamayan, sürekli aksayan, aksiliklerden bir türlü
kurtulamayan işin olumlu sonuçlanacağı pek düşünülemez.
H
Hacı hacı olmaz gitmekle Mekke`ye, dede dede olmaz gitmekle tekkeye.
Bir işte asıl olan iyi niyet, samimiyet ve içtenliktir. Bunlar olmadan bir işi
görünüşte ve şeklen yapmakla o iş gerçekten yapılmış olmaz. Böyle yapılırsa
gerçekten iyi sonuç alınıp amaca ulaşılamaz.
Haddini bilmeyene bildirirler.
Hemen herkesin toplumda belli bir konumu, sınırı ve yetkisi vardır. Bulunduğu
durumu söz ve davranışlarıyla aşanlar sert bir karşılık görürler,
cezalandırılırlar, yola getirilirler.
Hak deyince akan sular durur.
Bir meselenin çözümünde, bir anlaşmazlıkta adaletli ve tarafsızca davranılır,
doğru yol tutulur, hakkaniyet gözetilirse hiç kimse bir şey söyleyemez, herkes
verilen kararı kabul eder.
Hak gelince, batıl gider.
Kur`anıkerim`deki “Hak geldi, bâtıl zâil oldu” âyetinden yola çıkılarak
oluşturulan bu atasözünde, “Hak”, Yüce Allah`ın emri, hükmü anlamındadır;
“bâtıl” ise doğru ve gerçeğin karşıtıdır. Dolayısıyla bir anlaşmazlık sırasında
doğrudan ve gerçekten yana olunur, insaflı ve adaletli hüküm verilirse, doğru ve
gerçeğin karşısında olan zalimler çekip gitmek zorunda kalırlar.
Hak yerde kalmaz.
Gerçek, doğru, adalet, insaf ve haklı kazanç hiçbir şekilde yok edilemez.
Kişinin hakkı olan şey ya bu dünyada, ya da öbür dünyada kendisine verilir.
Hakkı hor görenler, çiğnemeye kalkışanlar, inkâr edenler büyük bir aldanış
içindedirler.
Hak yerini bulur.
Haksızlık er veya geç ortaya çıkar, bunun da hesabı kuşkusuz sorulur. Suçlunun
cezalandırılması, hakkıyla hakkının verilmesi bu dünyada veya öbür dünyada
mutlaka gerçekleşir.
Hamala semeri yük değildir (olmaz).
İnsana kendi işi ağır gelmez. Çünkü üstlendiği iş ve sorumluluk yaşadığı hayatın
tabiî bir sonucudur.
Hamama giren terler.
Bir işe girişen kimse, o işin güçlüklerini, sıkıntılarını ve masraflarını göze
almalıdır. Çünkü bu işin durumunu, sorumluluğunu kendi isteğiyle kabul etmiştir.
Haramın temeli olmaz (Haramdan şifa olmaz).
Yüce Yaratıcı`nın yasak ettiği yollardan, emeksiz ve haksız olarak bir şeye el
atıp sahip olmak haramdır. Bu çeşit kazanç insana ne tat verir, ne de yarar
getirir. Kişi o şeyden gereği gibi faydalanamaz, geldiği gibi çabuk gider,
hayrını
göremez.
Harman dövmek keçinin işi değil.
Hemen her işin bir yapılma biçimi ve ustası vardır. Ağır, önemi büyük işleri
öyle herkes yapamaz. Hele bu işler acemi kimselere hiç bırakılamaz. Bu tür
işlerden iyi sonuç almak isteyenler, işlerini mutlaka ehline vermelidirler.
Hastalık sağlık bizim (insan) için.
Sağlıklı bir insan organizmasında birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla
fizyolojik görevlerin aksaması, dolayısıyla sağlığın bozulması son derece
tabiîdir. Bu sebeple, hasta olmamak için önceden tedbir almalı, her halükârda
hastalığa yakalanırsa da bunu büyütmemeli insan.
Hatasız kul olmaz.
Hiçbir insan tam değildir. Her insan bilerek ya da bilmeyerek yanılıp yanlışlığa
düşebilir, suç işleyebilir, günaha girebilir. Kusurları bakımından insanlara
fazla yüklenmek doğru değildir. Önemli olan insanların hatalarını yüzüne vurmak
değil, hatalarını azaltmada onlara yardımcı olmaktır.
Hay`dan gelen, Hu`ya gider (Selden gelen, suya gider).
Sözün gerçek anlamında “Hay” ve “Hû” Allah demektir. Yani Allah`tan gelen, yine
Allah`a gider anlamındadır bu söz. Ancak halk arasında mecazî bir anlam
kazanmıştır. Kolay ve emeksiz kazanılan şeyler elden kolay çıkar. Elde kalıcı
olanlar, emek sarf edip alın teri dökerek kazanılan şeylerdir.
Hayır dile komşuna, hayır gele başına.
Kim başkaları için iyi niyet besler, iyilik diler, hayır isterse, başkaları da
onun için aynı şeyleri düşünür. Kural o ki, iyilik ve kötülük karşılıklıdır.
İyilik isteyen iyilik bulur, kötülük isteyen de kötülük.
Hayvanlar koklaşa koklaşa, insanlar söyleşe söyleşe ( konuşa konuşa) anlaşır.
İnsanlar konuşarak birbirlerini daha iyi anlarlar. Çünkü konuşma, anlaşma
yollarının başında gelir. İnsanlar duygu ve düşüncelerini konuşarak karşı tarafa
aktarırlar, tartışırlar ve birbirlerini tanımaya çalışırlar. şiir edebiyat
Öğretmenler Günlük ve Yıllık Planlar Öğretmenler Forumu Edebiyat Forumu Sohbet
Gazeteler video dershane öss soruları kpss soruları oks soruları rüya videolar
edebiyat rüya tabirleri Belirli Gün ve Haftalar Şarkı Sözleri Eğitim Haberleri
şarkı sözleri
Hayvan yularından, insan ikrarından tutulur.
Yular, bir hayvanın idare edilmesinde oldukça önemlidir. Bir yere döndürülmesi,
çekilip götürülmesi, bir yere bağlanıp tutulması yular vasıtasıyla olur. Bir
insanı ise sözü (ikrarı) bağlar. Verdiği sözden dönen kimse, itibarını da
yitirmiş sayılır. İhbarını düşünen kimse sözünden caymaz. Eğer cayarsa, bu
kendisine hatırlatılır; sözünün istikametine yönelmesi istenir.
Hayvanı yardan düşüren bir tutam ottur.
Bk. “Deveyi yardan uçuran bir tutam ottur.”
Hekimden sorma, çekenden sor.
Bir hastanın ne çektiğini, hekim değil hasta bilir. Çünkü ateş düştüğü yeri
yakar. Bunun gibi bir derde düşenin, bir felâkete uğrayanın, sıkıntılar içinde
kıvrananın çektiği çileyi, ancak kendisi bilir, çare sunan, çözüm yolu
gösterenler değil.
Hekimsiz, hâkimsiz yerde oturma.
Sağlığımızı yitirdiğimiz, hastalandığımız zaman kapısını çalacağımız tek kişi
hekimdir. Haksızlığa uğradığımız, can ve mal emniyetini kaybettiğimiz yerde
başvuracağımız kişi de hâkimdir. Bu önemli iki kişinin bulanmadığı yerde oturmak
son derece sakıncalıdır.
Her ağacın meyvesi olmaz.
Etrafımızda yaşayan insanların dış görünüşlerine bakarak onlardan bir verim
beklenmemelidir. Dıştan bize verimli gibi görünen nice insanın yararsız olduğu,
onlardan bir fayda gelmediği çok görülmüştür.
Her ağaçtan kaşık olmaz.
Kimi nesne, iş ya da durumun kendine has bir özelliği vardır. Bu bakımdan
özelliği bulunan bir şey için herhangi bir malzeme, madde veya kimse
kullanılamaz. Görünüşe aldanmamalı, uygun olan seçilmelidir.
Her çok azdan olur.
Çoğun temelinde az yatar. Önce az olanlar, birike birike çoğu meydana
getirmiştir. Bu bakımdan azlar önemsiz görülüp atılmamalı, aksine sabırla bir
arada tutulup biriktirilmelidir.
Her damardan kan alınmaz.
İnsanların yapıları birbirine uymaz. Kimi iyi, kimi kötü huyludur. Kimi
yardımsever, kimi bencildir. Bu sebeple herkesten yardım istenmez, istense de
yardım gelmez. Şu hâlde insan kimden yardım isteyeceğini belirlerken dikkatli
olmalı, her önüne gelenden yardım istememelidir.
Her deliğe elini sokma, ya yılan çıkar ya çıyan.
Hiç kimse içyüzünü iyi bilmediği, yeterince incelemediği, hakkında bilgi sahibi
olmadığı, denemediği bir işi yapmaya kalkışmamalıdır. Yoksa kendini tehlikeye,
altından kalkamayacağı zararlı sonuçlara atmış olabilir.
Her Firavun`un bir Musa`sı olur.
Her zalimden toplumu kurtaracak, zalime yaptıklarının hesabını soracak bir
kurtarıcı mutlaka çıkacaktır.
Her horoz kendi çöplüğünde öter.
Herkes ancak kendi çevresinde bir değer taşır, kuvvet bulur ve sözünü
geçirebilir. Çünkü asıl yeri orasıdır, bağlıları çevresindedir, orada güvence
altındadır, orada rahat etmektedir.
Her inişin bir yokuşu vardır.
Hayatın akışında hiçbir durum olduğu gibi kalmaz. Olumlu, olumsuzu, iyi, kötüyü,
yükselme, alçalmayı; başarı, başarısızlığı kovalar. Bunun tersi de
kaçınılmazdır. Bu bakımdan işleri bozulan, başarısızlığa uğrayan kimse
üzülmemeli; kötü durumunun devamlı olmadığını bilmeli, umut var olmalıdır.¡
Her işin başı sağlık.
İnsanın yapacağı her şey vücut sağlığına bağlıdır. Sağlıklı olmayan kimse hiçbir
iş yapamaz. Bir iş yapamayan, başarılı olamayan kimse de yaşadığı hayattan bir
tat almaz; mutlu olamaz.
Her kaşığın kısmeti bir olmaz.
Her insanın talihi, kaderi bir değildir. Bu bakımdan kazançlarının farklı olması
da doğaldır. Bir işte kişiler aynı çabayı gösterseler, aynı emeği verseler de
biri diğerinden daha az kazanır. Çünkü kısmeti o kadardır.
Herkes bildiğini okur.
İnsanlar çoklukla kendi akıllarını beğenirler. Dolayısıyla başkaları ne derse
desin, onların düşüncelerine uymaktansa kendi düşüncelerine göre iş yapmayı daha
uygun bulurlar.
Herkesin arşınına göre bez vermezler.
Genel kurallar herkesin istek ve ihtiyacına göre bozulamaz. Dolayısıyla bir
durumun ölçülerimize göre gerçekleşmesini beklemek doğru değildir. İstenen
ölçüde değil, gerektiği oranda yarar sağlanacağı bilinmeli.
Herkesin ettiği yoluna gelir.
Bir kimse başkasına nasıl davranıyorsa, başkaları da ona öylece karşılık
verirler. İyilik eden iyilik, kötülük eden de kötülük görür.
Herkesin tenceresi kapalı kaynar.
Kimsenin durumu, içinde bulunduğu yaşayış şartları başkalarınca gereği gibi
bilinemez.
Herkesin yorulduğu yere han yapılmaz.
Bir yerde, bir düzende herkesin uymak zorunda olduğu genel kurallar vardır.
Bunlar kişinin dileği doğrultusunda değiştirilemez.
Herkes kaşık yapar ama sapını ortaya getiremez.
Herkes bir iş yapar ama istenildiği kadar güzel ve kusursuz biçimde yapıp da
ortaya çıkaramaz. Bunu becerenlerin sayısı da bir hayli azdır.
Herkes ne ederse kendine eder.
Kişi çevresine nasıl davranırsa, çevresi de ona benzer şekilde davranır. İyilik
eden iyilikle, kötülük eden kötülükle karşılaşır. Kişi, muhatap olduğu
davranışların sorumlusudur.
Her koyun kendi bacağından asılır.
Herkes kendi davranışlarından sorumludur. Herkes kendi hatasının cezasını kendi
çeker. Hiç kimse başkasının yaptığı bir hatadan ötürü hesap vermez.
Her kuşun eti yenmez.
1. Herkes zorbalığa boyun eğmez. Bu zorbalığa karşı gelecekler de vardır.
Öyleleri çıkar ki, seni alt eder, pişman bile olursun. 2. Kimi işlerin altından
kalkmamız mümkündür. Ama öyle işler de vardır ki, asla başaramayacağımız
işlerdir. Öyle görünüşe aldanıp da o işin altına girmeyelim. Yoksa hiç
ummadığımız bir zarar görebiliriz.
Her şeyin bir vakti var, horoz bile vaktinde öter.
Bir işten olumlu sonuç bekleniyorsa zamanında yapılmalıdır. Çünkü gerekli
şartlar ve elverişli ortam o zamandadır. Bu bakımdan bir işi zamanından evvel
yapmaya kalkışmak ne kadar zararlıysa, sonraya bırakmak da o kadar zararlıdır.
Bir işte acelecilik kadar, geç kalmışlık da başarısızlığa neden olur.
Her şeyin yenisi, dostun eskisi (makbuldür).
Sürekli kullanılan eşya yıpranır, eskir, gözden düşer, gittikçe de insana
sıkıntı verir, yenisini aratır. Ancak dostluk böyle değildir. Dostluk eskidikçe
güç ve değer kazanır. Çünkü birçok hatıralar birlikte yaşanmış, birlikte birçok
imtihandan geçilmiş, bağlar gittikçe sağlamlaşmıştır. Eski dostluk içten olduğu
için aranır, yeni dostluklar ise henüz gönüllerde kökleşmediği için pek makbul
değildir.
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
Herkesin kendine özgü bir çalışma yöntemi, bir iş yapma biçimi vardır. Çünkü
kişilikleri, bilgileri, yetenekleri, yöntemleri ve yolları birbirinden
farklıdır.
Her yiğidin gönlünde bir arslan yatar.
Herkesin kendine göre yüksek bir emeli vardır. Hoşlandığı, sevdiği, kavuşmak
istediği bu emeli devamlı gönlünde taşır, onun özlemiyle yaşar.
Her zaman gemicinin istediği rüzgâr esmez.
Gerçekleştirmek istediğiniz bir iş için uygun şartları dilediğiniz anda bulmanız
mümkün değildir. Çünkü olaylar dileğimize göre oluşmaz. Bu bakımdan fırsat
elimize geçtiğinde ondan hemen yararlanma yoluna gitmeliyiz.
Her ziyan bir öğüttür.
Bilerek ya da bilmeyerek uğradığı her zarar kişiye ders olur. Kendisini bu
duruma düşüren yanlış hareketi bulur, aynısını tekrarlamayarak doğabilecek başka
zararlardan kendisini korur.
Hesapsız kasap, ya bıçak kırar ya masat (Hesabını bilmeyen kasap, ne satır
bırakır, ne masat).
1. Alacağını ve borcunu bilmeyen, gelirini giderini işine göre ayarlamayan kişi,
elinde avucunda bulunanı da kaybeder; zarara uğrar. 2. Önlemini iyi almadan, ne
yapıp edeceğini iyi düşünmede, bir iş girişiminde bulunan kişi, başarıya
ulaşamaz; o iş için gerekli olan imkânları da yitirir.
Hırsızlık bir ekmekten, kahpelik bir öpmekten.
Hırsızlığın büyüğü küçüğü olmaz. Kişi bir ekmek de çalsa hırsız olur, yavaş
yavaş da hırsızlığı meslek edinir. Kahpelik de benzer şekilde oluşur. Bugün bir
öpücük verip de bunu önemsemeyen kız ya da kadın, yarın sokaklara düşer.
Dolayısıyla bir öpücük bir namus kirletmeye ve kahpeliğe kapı aralamaya yeter.
Hiddetle kalkan nedâmetle oturur.
Öfkeyle, kızgınlıkla hareket eden kişi ne yaptığını pek bilmez; sağı solu
incitir, kırar. Kısa bir zaman sonra etrafa ve kendisine verdiği zararı anlar ve
pişman olur. Ne var ki iş işten geçmiştir bir kere.
Hocanın (imamın) dediğini yap (söylediğini dinle), arkasından gitme (yaptığını
yapma).
Bir din görevlisinin anlattıkları dinin buyruklarıdır. Ancak insan beşerdir,
şaşar. O da hatalı, kusurlu olabilir; hatta bile bile yanlış da yapabilir,
söyledikleriyle yaptıkları birbiriyle çelişebilir. Bu bakımdan dikkatli ol; bu
gibi yanlış yola sapmışların peşinden, onlar dinin buyruklarını anlatıyorlar
diye sakın gitme.
Hocanın (öğretmenin) vurduğu yerde gül biter.
Öğretmen ne yaptığını bilen adamdır. Eğer bir öğrenciye vurmayı gerekli
görmüşse, bunu mutlaka eğitmek amacıyla yapmıştır. Sakın ola ki, bu tavrından
ötürü ona darılıp gücenmeyiniz. Tam tersine onun bu tavrından ötürü sevininiz.
Çünkü onun vurduğu yerde meydana gelen kızarıklık, öğrencinin yarın yapacağı
yanlışlıklardan, edineceği kötü alışkanlıklardan kurtuluşunun bir işareti olarak
görülmelidir.
Horoz ölür, gözü çöplükte kalır.
Yaşanılmış, erişilmiş, alışılmış bir durum veya makam yitirildikten sonra, yine
o durum veya makamda gözü kalır insanın. Kişinin bu tutkusu ihtiyarlık, hatta
ölüm hâlinde bile devam eder.
Horozu çok olan köyde sabah geç olur.
Karışanı çok olan işlerden güç sonuç alınır. Çünkü her kafadan bir ses çıkar,
herkes başka bir yol seçer, işin nasıl yapılacağı konusunda kesin karar
verilemez. Dolayısıyla böyle bir işi sonuca ulaştırmak da oldukça güç olur.
Huy canın altındadır.
Bk. “Can çıkmayınca huy çıkmaz.”
Huylu huyundan vazgeçmez.
Doğuştan gelen özellikler kolay kolay değiştirilemez. Bunun için ne kadar
uğraşılsa boştur. Çünkü, o huy biçimi, kişinin karakterinin ayrılmaz bir parçası
olmuştur. Bunun için onu kolay kolay söküp atamaz.
Irmak kenarına çeşme yapılmaz.
Bir yerde ihtiyacı karşılayan bir şey varsa, onun yanına yine aynı ihtiyaca
yönelik ve üstelik de daha küçük bir şeyi yapmak gereksizdir; ayrıca bu, boşuna
bir çabadır; geri durmak gereklidir.
Irmaktan geçerken at değiştirilmez.
Yürütülmekte olan bir işin tam ortasında, işi tehlikeye düşürebilecek bir
yöntem, bir araç-gereç değişikliği girişiminden kaçınılmalıdır. Yoksa işimizi
büsbütün bozup büyük bir zararla karşılaşabiliriz. Bu tür girişimler için en
uygun zaman kollanmalı, değişiklik zamanında ve yerinde yapılmalıdır.
Irz insanın kanı pahasıdır.
Irz, bir kimsenin başkaları tarafından dokunulmaması, saygı gösterilmesi gereken
iffetidir. Dolayısıyla her şeyden önemlidir. Bu bakımdan kişi kanını döker,
canını verir ama namusunu kirlettirmez.
Isıracak it dişini göstermez.
Kötülük edecek kimse, bunu daha önceden haber vermez. Dolayısıyla bize açıktan
açığa cephe alan, bunu gürültü ve patırtısıyla belli eden kimselerden değil,
bize sinsice yaklaşan ve yaklaştığını da belli etmeyen kimselerden çekinmeliyiz;
asıl tehlikeli olan ve bize zararı dokunacak kimseler onlardır.
Isırgan ile taharet olmaz.
1. Kötü, zararlı kişiden iyilik beklenmez. 2. Her işin aracı farklıdır. İyi
sonuç bekleniyor ve zarara uğranmak istemiyorsan uygun araç-gereç seçilmelidir.
Islanmışın yağmurdan pervası yoktur.
Daha önce kötülük görmüş, zarara uğramış kimse, kendisini bu duruma düşüren
şeyden artık çekinip korkmaz.
Issız eve it buyruk.
Sahip çıkılmayan, başında bulunulmayan mal ya da iş, seviyesiz ve niteliksiz,
bayağı kişilerin eline geçer; onlarca kullanılır ve idare edilirler.
İ
İbadet de gizli, kabahat de.
Yüce Allah`ın buyruklarını yerine getirmek her insana borçtur ve gösterişten
uzaktır. Gerçek iman sahipleri ibadetlerini başkaları görsün diye yapmazlar.
Eğer böyle yaparlarsa ibadetleri, ibadet olmaktan çıkar. Benzer şekilde kabahat
de başkalarına gösterilecek bir şey değil, tam tersi utanılacak bir şeydir. Bu
bakımdan onu da açıktan açığa yapmak insana yakışmaz, gizlenmeli ve
örtülmelidir.
İğneyi kendine, çuvaldızı başkasına batır.
Hoşlanılmayan bir davranışın en küçüğünü, başkalarından önce kendimizde deneyip
etkiyi görmeli; ondan sonra bunun daha büyüğünü başkalarına uygulamanın ne denli
uygun olup olmayacağına karar vermeliyiz.
İki at bir kazığa bağlanmaz.
Kendi başına buyruk, kimseden izin almaksızın dilediği gibi davranan iki kişi,
aynı iş üzerinde görevlendirilip çalıştırılamaz. Her an aralarında anlaşmazlığın
çıkması, bunun da kavgaya dönüşmesi kaçınılmazdır.
İki baş bir kazanda kaynamaz.
Fikirleri, eğilimleri ve davranışları birbirinden farklı olan iki kişi belli bir
konuda, bir iş üzerinde uyuşamazlar; görüş ayrılıkları yüzünden ortaya bir şey
çıkaramazlar.
İki cambaz bir ipte oynamaz.
Kurnazlıkta eşit olan iki kimse bir iş üzerinde birlikte çalışamazlar;
birbirlerini aldatmak, saf dışı bırakmak için uğraşırlar. Bunda ısrarlı
olmaları, her ikisini de daha tehlikeli bir duruma iter.
İki dinle (bin işit) bir söyle.
Haddinden fazla konuşmak, gereksiz ve yanlış sözlerin ağızdan çıkmasına yol
açar. Ayrıca konuşan kişiyi de itici yapar. Bu bakımdan az konuşmalı, çok
dinlemelidir. Hem yerinde konuşabilmek için de dinlemek şarttır. Çünkü
söylenenler ancak bu şekilde kavranır, çenesi düşüklükten de bu şekilde kurtulur
insan.
İki el bir baş içindir.
1. Yüce Allah, insanları geçimlerini sağlayabilecek bir güçle donatmıştır. Bu
gücü kullanan insan, başkalarına muhtaç olmadan yaşayabilir. 2. İnsan ancak
kendi geçimini sağlayabilecek bir güce sahiptir. Başkalarına yardım edecek bir
durumda değildir.
İki karpuz bir koltuğa sığmaz.
Kimisi, önemi büyük birkaç işi bir arada yapmaya kalkışır. Bu ise çok zor ve
sakıncalıdır. Çünkü gücü ve dikkati dağıtır. Buna aldırmayanlar çoklukla yapmaya
kalkıştıkları işleri sekteye uğratırlar.
İki ölç, bir biç.
Hangi iş olursa olsun, bir işe kalkışmadan önce işin ayrıntıları iyice
düşünülmeli; boyutları gözden geçirilmeli; nasıl başlanıp nasıl gelişeceği ve
nasıl sonuçlanacağı, ne alıp ne götüreceği dikkatle hesaplanmalı ve daha sonra
işe başlanmalıdır.
İnsan beşer, kuldur şaşar.
Hiçbir insan hatasız değildir. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır. Dolayısıyla
şaşırıp yanlışlık yapması da kaçınılmazdır. Bu bakımdan dalgınlıkla, şaşkınlıkla
yapılan hatalara hoşgörüyle bakılmalıdır.
İnsan doğduğu yerde değil, doyduğu yerde.
İnsan doğduğu andan itibaren sosyal bir hayatın içine girer. Dolayısıyla herkes
gibi o da yaşamak için çabalamaya başlar. Ne var ki, yaşadığı hayat şartlarının
zorluğu, insanı doğduğu yerin dışına iter. İnsan da istemeden geçimini temin
ettiği yerde kalır, orayı yurt edinir.
İnsan göre göre, hayvan süre süre (alışır).
Bir işi öğrenmenin en iyi yolu, o işi görmekten, denemekten ve defalarca
yapmaktan geçer. Bunu sürekli yapan insanlar hem tecrübe, hem de alışkanlık
kazanırlar; dolayısıyla o işi kolayca yaparlar. Hayvanların bir işe alışmaları
ve o işi öğrenmeleri ise, o işi tekrar tekrar yapmaları ile sağlanır.
İnsan insanın (adam adamın) şeytanıdır.
Çoklukla görülür ki, kötü ve art niyetli kimi uygunsuz kişiler, bazı saf ve iyi
niyetli kişileri kurdukları tuzaklarla doğru yoldan saptırıp yanlış yola
sürüklerler.
İnsanoğlu çiğ süt emmiş.
Şurası muhakkak ki, insanın ne zaman ne yapacağı belli olmaz. Çoklukla güven de
vermez. Hiç umulmadık bir anda nankörlük edip çıkarı için iyilik gördüğü kimseye
bile kötülük yapabilir.
İnsan yedisinde ne ise, yetmişinde de odur.
Kişi pek çok özelliğini doğuşuyla birlikte getirir. Bunun yanı sıra, yedi yaşına
kadar da çevresinden etkilenerek kimi davranışlar kazanır ve bir huy edinir.
Edindiği bu huy ihtiyarlasa da kolay kolay değişmez.
İp inceldiği yerden kopar.
Bir durum, bir olay ve bir iş en zayıf yerinden, en çürük noktasından bozulur
veya kopar.
İslam`ın şartı beş, altıncısı insaf demişler.
“Kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek, zekât
vermek” İslâm dininin beş temel buyruğudur. Eğer bu beş şarta bir şart daha
eklenecek olsaydı, bu mutlaka “insaflı olmak” olurdu. Çünkü insaf sahibi olmak,
Müslümanlar için son derece önemli bir vasıftır.
İsteyenin bir yüzü kara, vermeyenin iki yüzü.
Birinden bir şey isteyen biraz utanır ama isteği yerine getirmeyen daha çok
utanması gerekir. Darda kalanın, ihtiyacı olanın, bir şeyi başkasından
istemesinde utanılacak bir yan yoktur.
İşine hor bakan (sanatını hor gören) boynuna torba takar.
Kişi, nasıl olursa olsun işini ya da sanatını küçük görmemelidir. Eğer böyle
görürse işinin, sanatının gereğini yerine getirip para kazanamaz. Para
kazanamayınca da geçim darlığına düşer. Sonunda ona buna avuç açar, dilencilik
yapmaya başlar.
İş insanın aynasıdır.
Bir kişi hakkında yargıya varmak, nasıl bir kişi olduğunu öğrenmek mi
istiyorsunuz? O hâlde onun yaptığı işe bakınız. Çünkü yaptığı o iş, onun ne
kadar sorumlu, bilgili ve yetenekli olduğunu açığa çıkarır.
İşleyen demir ışıldar (pas tutmaz).
Durağan durumdan hareketli duruma geçmek ve çalışmak, insandaki hantallığı,
isteksizliği ve uyuşukluğu söküp atar; onu canlı, yetenekli ve verimli kılar.
Ruhen ve bedenen güçlendirdiği gibi, maddî yönden de kazançlı yapar.
İş olacağına varır.
Her işin kendine has bir akışı ve sonucu vardır. Ne yapılırsa yapılsın, ne
tedbir alınırsa alınsın, o iş, ulaşacağı sonuca ulaşır. Bunu değiştirmek mümkün
değildir. Bu bakımdan işin istediğin biçimde sonuçlanmadı diye kaygılanıp
üzülme.
İşten artmaz, dişten artar.
Kazanç ne kadar çok olursa olsun, tutumlu davranılmazsa para biriktirilemez.
Tasarruf, savurganlık yapmamak, tüketimi kısmakla mümkündür ancak.
İt derisinden post olmaz.
Ahlâksız, bayağı ve değersiz kimseler bir göreve veya mevkiye gelip önemi büyük,
yüce bir amaç için hizmet yapamazlar.
İtin (köpeğin) duası kabul olunsaydı gökten kemik yağardı.
Eğer art niyetli, aşağılık kişilerin istedikleri yerine gelseydi, onlar mutlu
olurken dünya kötülüklerle dolar; iyilere de barınacak yer bulunamazdı. Şükür ki
bunların dilekleri yerine gelmemektedir.
İt itin ayağına (kuyruğuna) basmaz.
Hilebaz, ahlâksız, başkalarına kötülük etmeyi kural hâline getiren insanlar
birbirlerini gayet iyi tanırlar. Bu yüzden birbirlerini anlayışla karşılar,
birbirlerine rahatsızlık verip kötülük etmekten mümkün olduğunca kaçınırlar.
İtle çuvala girilmez.
Bilgisiz, düzenbaz, bayağı, taşkın kimselerden uzak dur. Onlarla iş yapmak,
yakın ilişki kurmak, tartışmaya girmek, hatta kavga bile etmek sakıncalıdır.
İtle yatan bitle kalkar.
Bk. “Körle yatan şaşı kalkar.”
İt ürür, kervan yürür.
Gerçekleşmesi doğal olan işlere, durumlara karşı çıkılsa da engellenemez. Bu
bakımdan kötü niyetli kimselerin sözlerine ve davranışlarına aldırış etmeden,
doğru bilinen yolda ilerlemeye devam edilir.
İyi dost kara günde belli olur.
Bk. “Dost kara günde belli olur.”
İyi evlât babayı vezir, kötüsü rezil eder.
İstenilen ve beğenilen nitelikleri taşıyan, yararlı olup iyilik sunan evlâtlar
baba ve anne için övünç kaynağı; kötülük yapan, sağlıksız, yararsız ve şerefsiz
insanlar da utanç kaynağı olurlar.
İyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârı.
İyilik yapan bir kişiye iyilik yapmak kolaydır. Doğal olan bu tavrı hemen herkes
gösterebilir. Önemli olan kötülüğü dokunan birine iyilik edebilmektir ki, bunu
herkes yapamaz. Bunu ancak mert, faziletli ve olgun kimseler başarabilir.
İyilik eden iyilik bulur.
Bir karşılık beklemeden yardım yapan, kayıran, yardımcı olan, yararlı işlerde
bulunan kimse, hemen herkes tarafından sevilir. Günü geldiğinde iyilik görenler,
bunun karşılığını ona iyilik yaparak öderler.
İyilik et, denize at, balık bilmezse Hâlik bilir.
Yaptığın iyiliklerden karşılık bekleme; yaptığın iyilik boşa çıksa da kıymeti
bilinmese de sen iyilik yapmaya devam et. Bunu Yüce Allah görür. Bu
davranışından ötürü seni bu dünyada olmasa bile öbür dünyada mutlaka
ödüllendirir. Hem
de kat kat fazlasıyla.
İyilik (muhabbet) iki baştan.
Gerek iş, gerek evlilik, gerekse herhangi bir konuda iki kişi arasında kurulacak
sağlıklı bir ilişkide yalnız birinin iyi davranış göstermesi yeterli değildir.
Ötekinin de iyi davranış sergilemesi zorunludur. Tek taraflı iyilik bir yere
kadardır.
İyi olacak hastanın hekim ayağına gelir.
Eğer Yüce Allah, kötü durumda olan birinin düzelip iyi olmasını murat etmişse,
türlü sebepler yaratarak ona hiç ummadığı yerlerden yardım gönderir. Onun rahata
kavuşmasını sağlar.
|
|
1
1-2-3-4-5-6
|
|
Etiketler : atasözleri, ata sözü, ata sözlerimiz, açıklamalı atasözleri, atasözlerimiz, türk ata sözleri, dünya ata sözleri |
|
|
Tavsiye | |
|
Sms Sözleri |
|
|