Arama | |
|
 Popüler Diziler | |
|
Msn Messenger | |
|
Bayanlara Özel | |
|
|
Atasözleri-5, Atasözü yorumu, Ata sözü oku, Atasözü açıklaması, Atasözünün Anlamları |
|
Ata Sözleri...! |
Karakterim.com |
Kaçan balık büyük olur.
Çok önemsiz, çok küçük de olsa, her nedense elden kaçırılan fırsat ah vah
edilerek gözde büyütülür.
Kaçanın anası ağlamamış.
Karşı koyamayacağı bir tehlikeden ve saldırıdan kaçan kişi kazançlı çıkar.
Ayrıca yakınlarının üzülmesine yol açacak bir olaya da fırsat vermemiş olur.
Kalaylı bakır küflenmez.
Saf, temiz, dürüst ve namuslu kimseye kimse kara çalamaz; onun şahsiyetine kimse
leke süremez.
Kalıp kıyafetle adam, adam olmaz.
Ne kadar güçlü, gösterişli, sağlıklı bir vücuda sahip olursa olsun; bu vücudu ne
kadar iyi, güzel ve çekici giyim, kuşamla donatırsa donatsın, bütün bunlar
kişiyi değerli kılmaz. Kişiyi değerli kılan güzel ahlâkı, becerisi, üretkenliği,
bilgisi ve çalışkanlığıdır.
Kalp kalbe karşıdır.
Sevgi karşılıklıdır. Birinin hissettiğini diğeri de hisseder, birinin
düşündüğünü diğeri de düşünür. Zevk, alışkanlık, arzu ve isteklerde de birlik
mevcuttur.
Kanaat gibi devlet olmaz.
Elindekinden hoşnut olan, onu yeter bulan, fazlasını istemeyen, ihtiras
beslemeyen kişi kolay doyuma ulaşır ve mutlu olur. Bundan ötürü de kolay kolay
yokluk çekmez, sıkıntıya düşmez.
Kanatsız kuş uçmaz (olmaz).
Gerekli şartları sağlanmayan, araç ve gereci temin edilmeyen, kimi dayanaklardan
yoksun bırakılan iş ya da insandan başarı beklenemez.
Kanı kanla yumazlar, kanı su ile yurlar.
Bir kötülük, kötülük yapılarak düzeltilemez; hatta böyle bir karşılıkta bulunmak
işi daha da vahim hâle sokar, içinden çıkılmaz yapar. Kötülük ancak iyilik
yapılarak ortadan kaldırılabilir.
Kara haber tez duyulur.
Ölüm veya felâket haberi, kötü haber çabuk duyulur; ağızdan ağıza geçerek hızla
yayılır.
Karaya sabun, deliye öğüt neylesin.
Esası, özü bozuk olan şeyi düzeltmek hemen hemen imkânsızdır. İnsanlar için de
durum aynıdır. Kimi akılsız, anlayışsız, yoldan çıkmış kimseleri de doğru yola
getirmek mümkün değildir.
Kardeş kardeşi atmış, yar başında tutmuş.
Kardeşler ne kadar geçimsiz, anlaşmaz, kavgalı, dargın olurlarsa olsunlar yine
de kötü bir durumda birbirlerine yardım ederler. Çünkü onları birbirine bağlayan
bir kan bağı vardır ortada.
Kardeş kardeşi bıçaklamış, dönmüş yine kucaklamış.
Bk. “Kardeş, kardeşi atmış, yar başında tutmuş.”
Karga, kekliği taklit edeyim demiş; kendi yürüyüşünü şaşırmış.
İnsanlar yetiştikleri çevrenin eğitimini alırlar. Bu bakımdan görgüleri, beceri
ve bilgileri, davranışları, yol ve yöntemleri birbirinden farklıdır. Buna rağmen
kimi kişiler özenti hastalığına yakalanırlar ve onu bunu taklit etmeye
başlarlar. Ancak bunu beceremezler, bunu beceremedikleri gibi tabiî
davranışlarını da yitirir, gülünç duruma düşerler.
Karga yavrusuna bakmış, “benim ak-pak evlâdım” demiş.
Yaptığı iş ne kadar kusurlu, çocuğu ne kadar çirkin olursa olsun, kişiye bunlar
iyi ve güzel görünür. Başkalarının bu konuda ne diyeceği o kadar önemli
değildir.
Kartala bir ok değmiş, o da kendi yeleğinden.
Kişi, hayatta karşılaşacağı en büyük kötülüğü çoklukla en yakınlarından görür.
Kâr, zararın kardeşidir (ortağıdır).
Ticarette sadece kâr etmek düşünülemez, zarar da edilebilir. Ticarete atılan
kimse bunu göze almalı, alış verişe öyle girmelidir.
Katıra “baban kim?” demişler, “dayım attır” demiş.
Kişi kusurlu yanının açığa çıkmasını istemez, bunu gizlemeye çalışır. Sadece iyi
yanıyla görünmeye ve övünmeye gayret eder.
Kaynayan kazan kapak tutmaz.
İçin için gelişen olaylar veya duygular bir yerde patlak verir, önüne geçilemez,
kolay kolay yatıştırılamaz.
Kaza geliyorum demez.
Can veya mal kaybına sebep olan kötü olayın ne zaman olacağını kestirmek mümkün
değildir. Bu bakımdan önceden kimi tedbir alınmalı, ansızın ortaya çıkacak
kazaya karşı hazırlık yapılmalıdır.
Kazanmayanın kazanı kaynamaz.
Yiyip içmek, geçimini temin etmek isteyen insan çalışıp kazanç sağlamak
zorundadır. Kazancı olmayan insanın geçinmesi mümkün değildir.
Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez.
Büyük çıkarlar beklenen yer için küçük fedakârlıklar yapılmalı, kimi sıkıntılara
girilmeli ve bundan kaçınılmamalıdır.
Kazma elin kuyusunu, kazarlar kuyunu.
Sen başkasına kötülük yaparsan, o da sana kötülük yapacaktır. Her şeyin bir
karşılığı vardır. Unutma ki, her ne edersen onun karşılığını alırsın.
Keçi can derdinde, kasap yağ derdinde.
Kötü bir duruma düşmüş, büyük zarara uğramış kimi kimseler acı içinde
kıvranırken, kimileri de küçük yararlarını düşünürler ve hiç umursamadan bu
durumdan istifade etmeye çalışırlar.
Keçi nereye çıkarsa oğlağı da oraya çıkar.
Küçükler daima büyüklerini taklit ederler, örnek alırlar. Anne_baba ne yaparsa
çocuk da onu yapar; hangi yola giderse çocuk da o yola gider.
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur.
Açgözlü, gözü doymaz, hırslı insanlar küçük bir çıkar için bütün varlığını
tehlikeye atar.
Kedinin boynuna ciğer asılmaz.
Kendisine güvenilmeyecek birine bir şey bırakmak, emanet etmek doğru değildir.
Yoksa o şey ya zarar görür, ya da yok olur.
Kedi uzanamadığı (yetişemediği) ciğere pis (murdar) der.
Kimileri, çok istedikleri hâlde elde edemedikleri şeyi hor göstermeye
kalkışırlar; beğenmiyor görünürler. Böyle davranmakla asıl yapmak istedikleri
şey, kendi çaresizliklerinin ortaya koyduğu açığı kapatmaya çalışmaktır.
Kele, köseden yardım gelmez.
Yardıma muhtaç olan kişi, ihtiyaç duyduğu şey konusunda kendi dururken başkasına
yardım edemez. Kendi derdine çare bulamamış, kendi işini halledememiş ki,
başkasına nasıl yardım etsin?
Kelin ilâcı olsa başına sürer.
Bk. “Kele, köseden yardım gelmez.”
Kel ölür sırma saçlı olur, kör ölür badem gözlü olur.
Önce değersiz bulunan, beğenilmeyen bir kimse, küçük bir şey veya bir fırsat
elimizden çıkıp yok olunca birden kıymet kazanır; çok önemli ve iyi gibi
görülür.
Kem göz, kalp akçe sahibinindir.
Kötü sözü kimse kabul etmediği gibi, sahte parayı da kimse kabul etmez. Kötü söz
söyleyenin, geçmeyen para da onu kullananındır.
Kendi düşen ağlamaz.
Girdiği bir işte kendi zararına kendi sebep olan bir kimsenin yakınmaya hakkı
yoktur. Çünkü bildiğini okumuş, istediği gibi davranmış, kimseyi dinlememiştir.
O hâlde kötü sonuca da katlanmalıdır.
Kesilen baş yerine konmaz.
Bir iş yapıldıktan sonra eski durumuna getirilemez. Bu bakımdan bir işe
girişmeden, bir davranışta bulunmadan önce, işin nasıl sonuçlanıp
sonuçlanmayacağını iyi hesapla; pişman olup olmayacağını iyi düşün taşın ve
ondan sonra harekete geçip geçmeme konusunda karar ver.
Keskin sirke küpüne (kabına) zarar verir.
Öfkeli, sert, sinirli kimsenin zararı kendisinedir. Kendini yıprattığı,
sağlığına zarar verdiği, toplum içinde saygınlığını yitirdiği gibi işlerini de
bozup alt üst eder.
Kılavuzu karga olanın burnu boktan kurtulmaz.
Kişi öncelikle kime danışacağını, kimin peşinden gideceğini iyi bilmelidir.
Çünkü seçtiği kişi kötü, işe yaramaz biri olabilir ve onun başını belâya
sokabilir.
Kılıç kınını kesmez.
Ne kadar sert ve öfkeli olursa olsun hiçbir kişi yanındakilere, yakınlarına
zarar vermez.
Kır atın yanında duran ya huyundan ya suyundan.
Kişi, kiminle arkadaşlık ederse, ondan etkilenir; onun alışkanlıklarına,
düşüncelerine eğilim duyar; huyunu, gidişini kapar.
Kırkından sonra azanı teneşir paklar.
Yaşlandıktan sonra yaşına uymayan davranışlarda bulunan, ahlâksız bir yola
sapan, kötü işlere bulaşan insanları doğru yola getirmek çok zordur. Bu gibi
kimselerin sonu da iyi değildir.
Kırk yıllık Kâni, olur mu Yani.
İyi alışkanlıklar edinmiş ve bunu uzun yıllar sürdürmüş kişi, kolay kolay bu
yapısından vazgeçip de kötülük edemez.
Kısmetinde ne varsa kaşığına o çıkar.
Kişi ne kadar çalışırsa çalışsın, çabalarsa çabalasın alın yazısındaki şeye
ulaşır. Yüce Allah, ona ne nasip etmişse ancak ona kavuşur; bu az da olur, çok
da.
Kızı gönlüne (keyfine) bırakırsan ya davulcuya varır, ya zurnacıya.
Evlenme çağındaki kızı büyükleri uyarmazlarsa uygun olmayan birisiyle evlenir.
Çünkü yaşı gereği hem tecrübesiz, hem de eğlenceye düşkün olur ve ileriyi
göremez. Bu bakımdan anne baba tarafından denetlenmeli, uyarılmalıdır.
Kızını dövmeyen, dizini döver.
Kızını, çocuğunu daha küçük yaşta eğitme yoluna gitmeyen, terbiye kurallarını
öğretmeyen, gerekirse dövmeyen ileride çok pişman olur; ancak iş işten
geçmiştir.
Kimi köprü bulamaz geçmeye, kimi su bulamaz içmeye.
Hayat sıkıntılarla, çelişkilerle doludur. Buna bir de insanların nasipleri
arasındaki tutarsızlıklar eklenince hayat daha da çekilmez olur. Kimileri bolca
bulurken, kimileri hiç bulamaz. Bu da toplumu kargaşaya sürükler. Gerekli olan
şey dengeyi sağlamaktır.
Kiminin parası, kiminin duası.
Öyle işler vardır ki, kiminden para, kiminden de dua alınarak yürütülür. Bu
dünyada para kadar dua da önemlidir. Canı gönülden yapılan duanın önemi
büyüktür.
Kimse ayranım (yoğurdum) ekşi demez.
Herkes sattığı malı; kendi işini, tutumunu ve davranışını över. Kendine yönelik
eleştiriler yapılsa da aldırmaz, kusur kabul etmez, o methe devam eder.
Kimseden kimseye hayır yok (gelmez).
İnsan, yapacağı işte başkasının yardımına güvenirse, hayal kırıklığına uğrar. Bu
bakımdan bir işe girerken kendine dayanmalı, kendi gücüne güvenmelidir.
Kimsenin âhı kimsede kalmaz.
Güçlü bir kimsenin dine, yasaya veya vicdana aykırı olarak başkasını uğrattığı
kötü durum, kıyım, acımasızlık, haksızlık ve cefa asla karşılıksız kalmaz.
Zalimler, er veya geç zulme uğrayanların âhını, bedduasını alırlar ve perişan
olurlar.
Koça boynuzu yük değil.
1. Kişiye kendisinin ve yakınlarının işini görmek ağır gelmez. 2. Kişi, kendini
savunacak araç-gerecini, güvenlik sistemlerini taşımaktan ve kullanmaktan geri
durmaz, bunlar ona yük değildir.
Komşu komşunun külüne muhtaçtır.
Hayat şartları insanları bir arada yaşamaya zorunlu kılmıştır. Bir arada yaşama
sosyal hayatı, sosyal hayat da karşılıklı olarak yardımlaşmayı beraberinde
getirmiştir. Dolayısıyla insan her meselesini tek başına halledemez olmuş,
yakınındakine başvurmak zorunda kalmıştır. Bu bakımdan komşular birbirlerine en
küçük şey için bile muhtaçtırlar. Çünkü en önemsiz şeyin yokluğu, büyük bir işin
aksamasına yol açabilir.
Komşunun tavuğu komşuya kaz görünür.
Başka bir kimsenin malı, kişiye olduğundan daha değerli görünür. Çünkü insan
nefsi doymak bilmez, başkasının elindekine imrenir. Hele insanlar birbirlerini
çekemiyorlarsa birinin elindeki mal, diğerini sürekli rahatsız eder.
Kork Allah`tan korkmayandan.
Allah korkusu, öte dünyaya inanan insanları pek çok kötülükten uzak tutar. Çünkü
yaptığı kötülüklerin cezasız kalmayacağını bilir ve kolay kolay kötülük yapamaz.
Ama insan yüreğinden Allah korkusunu söküp attı mı, şeytanla baş başa kaldı
demektir. Artık onun düşünemeyeceği kötülük yoktur, her türlü fenalığı eline
fırsat geçti mi kolaylıkla yapar. Bu bakımdan böylelerinden çekinmek, uzak
durmak, kendini korumak gereklidir.
Korku dağları bekletir.
1. Korku varlığını her yerde duyurur. Yapacağı işe karşı verilecek cezadan
korkan kimse o işi yapmaktan çekinir. 2. Cezadan veya zulümden kaçan dağlara
kaçar, gizlenir, zor da olsa orada yaşamaya çalışır.
Korkulu rüya (düş) görmektense uyanık yatmak yeğdir (hayırlıdır).
Tehlikeli bir işe girişmektense o işin sağlayacağı kazançtan vazgeçmek daha
iyidir. Çünkü sonu pek iyi görülmeyen, her gün ha battım ha batacağım korkusu
veren işten insana pek hayır gelmez.
Korkunun ecele faydası yoktur.
Kişi korkmakla kendisine gelecek bir kötülüğü önleyemez. Bu sebeple korkuyu
sürdürmek yerine gelecek tehlikelere karşı önlem alma yoluna gitmek gereklidir.
Çünkü gelecek olan gelecek, olacak olan olacaktır. Üzüntü, korku ise bunu
önleyemeyecektir.
Koyunun bulunmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.
İstenilen nitelikteki şey bulunamayınca onun daha düşük nitelikte olanına da
razı olunur. Çünkü bir ihtiyaca, kalitesi düşük de olsa cevap verecektir. şiir
edebiyat Öğretmenler Günlük ve Yıllık Planlar Öğretmenler Forumu Edebiyat Forumu
Sohbet Gazeteler video dershane öss soruları kpss soruları oks soruları rüya
videolar edebiyat rüya tabirleri Belirli Gün ve Haftalar Şarkı Sözleri Eğitim
Haberleri şarkı sözleri matematik
Köpeğe gem vurma kendisini at sanır.
Hiçbir değeri olmadığı hâlde kendisine değer verilen, lâyık olmadığı hâlde bir
makama getirilen kişi, kendisini gerçekten kıymetli sanıp buna da inanmaya
başlar.
Köpek ekmek veren kapıyı tanır.
Şurası unutulmamalıdır ki, köpek bile kendisini besleyen yeri bilir; o yerin
insanına karşı bunu iyi davranışlarıyla belli eder. O hâlde insan bunu görmeli
ve bunun çok ötesinde olmalıdır. Kendisine iyilik eden, yardımcı olan kimselere
karşı gerekli saygıyı göstermeli, nankörlük etmemeli ve kendisine uzanan
şefkatli elleri unutmamalıdır.
Köpek sahibini ısırmaz.
Köpek bile kendisini besleyen, kendisini koruyan sahibine saygılı davranır.
Peki, kişi ne kadar kötü olursa olsun iyilik gördüğü, geçimini sağladığı yere
nasıl kötülük edecektir? O da nankörce davranıp zarar veremez.
Köpeksiz sürüye (köye) kurt dalar (iner).
Koruyucusuz kalan yere veya ülkeye düşman girer, saldırır, ne var ne yok hepsini
talan eder. Eğer elinizdeki yeri ya da ülkeyi iyi koruyup gözetirseniz, düşman
sizden uzak durur ve kötü sonlarla karşılaşmazsınız.
Köprüyü geçinceye kadar ayıya dayı derler.
Kişi işini gördürünceye kadar yardım beklediği kimseye dil döker, onu över, ne
kadar kötü de olsa onu göklere çıkarır. Ancak işini gördürdükten sonra bu tavrı
birdenbire değişir. Karşısındaki kimse, sanki o övdüğü kimse değildir. Kuşkusuz
bu tavır iki yüzlü kimselerin tavrıdır ki namuslu insanlar bundan uzaktırlar.
Körler memleketinde şaşılar padişah olur.
Bilgisiz, anlayışsız, beceriksiz insanların bulunduğu bir yerde, çok az bilgi,
anlayış ve becerisi bulunan kişiler başa geçip yönetimi ele alırlar.
Körle yatan şaşı kalkar (İtle yatan bitle kalkar).
Değersiz, kötü, ahlâksız kişilerle ilişki kurup arkadaşlık yapanlar ister
istemez onlardan etkilenir ve kötü huylar kaparlar. Çünkü insanı en çok
etkileyen yakınında bulunduğu insanlardır.
Kötü komşu insanı (adamı) hacet sahibi eder.
İnsanlar en çok birbirlerine yakın olan insanlarla yardımlaşırlar. İnsanın
yardımlaşacağı insanlardan biri de komşusudur. Eğer komşu kötü huylu biri ise,
kendisinden emanet olarak istenen bir şeyi vermez. Emanet isteyen de geri
çevrildiği için ihtiyaç duyduğu şeyi satın almak zorunda kalır. Böylelikle o
kötü komşu, insanı bir alet-eşya sahibi yapmış olur.
Kötülük her kişinin kârı, iyilik er kişinin kârı.
Bk. “İyiliğe iyilik her kişinin kârı...”
Kötü söyleme eşine, ağu katar-aşına.
Yakın ilişkide bulunduğun kimselere (aile fertleri, komşu, arkadaş, mesai
arkadaşları vs.) iyi davran, onları incitip kırma. Eğer böyle yaparsan onlar da
senin hakkında hiç iyi düşünmezler, sana daha büyük kötülük yapma yoluna
giderler.
Kul azmayınca Hak yazmaz.
Kişinin başına gelen felâketler hep onun azgınlığı, sapkınlığı yüzündendir.
Çünkü Yüce Allah hiçbir kuluna zulüm yapmaz. Doğru yolda giden toplumlar
selâmete ermişler, sapanlar ise felâketlerle karşı karşıya kalmışlardır.
Kul hatasız (kusursuz) olmaz.
Bk. “Hatasız kul olmaz.”
Kul sıkışmayınca Hızır yetişmez.
Sıkıntıda olan, dara düşen ve kendisine inanan insanları Yüce Allah darda
koymaz. Onlara en sıkışık anlarında yardım eder, yeter ki o kullar kötü yola
sapmadan sabrederek yollarına devam etsinler.
Kurda, “Neden boynun (ensen) kalın?” demişler; “İşimi kendim görürüm de ondan”
demiş.
Kendi işini kendisi gören, başkasına bırakıp yaptırmayan kişinin içi rahattır;
çünkü işin bütün yükü ve sorumluluğu ona aittir. Dolayısıyla hiç kaygılanıp
üzülmez de, keyfine bakar.
Kurt dumanlı havayı sever.
Kötü niyetli kimseler ortalıktaki karışıklıklardan yararlanma yoluna giderler.
Çünkü o anda dikkatler dağılmıştır, kimin ne yaptığı belli değildir. Dolayısıyla
kendilerine engel olacak kimselerin bulunmadığı bu ortamı sever ve bu ortamın
oluşmasını istekle beklerler.
Kurt kocayınca köpeklere maskara olur.
Güçlü, kuvvetli bir kurt ile köpekler kolay kolay başa çıkamazlar, ondan çekinip
korkarlar. Bunun gibi her bakımdan güçlü, kuvvetli iken herkesi korkutan,
tedirgin eden, yıldıran kişi, bu gücünü-kuvvetini kaybettikten sonra onun bunun,
aşağılık kimselerin eğlencesi ve oyuncağı hâline gelir.
Kurt tüyünü (köyünü) değiştirir, huyunu değiştirmez.
Kötü, zalim kimseler kılık-kıyafetlerini, oturdukları ev ve yerlerini
değiştirseler de huylarını değiştirmezler; onların bu kötü yapıları devam edip
gider.
Kuru lâf karın doyurmaz.
Anlamsız, yersiz, boş sözlerle bir iş yapılamaz. Bir işten olumlu sonuç alınmak
isteniyorsa, o konuda eylemde bulunmak, yararı dokunan davranışlar göstermek
gereklidir.
Kurunun yanında yaş da yanar.
Bir düzeni kurmak, huzuru sağlamak için girişilen bir eylem sırasında suç
işlemiş kötülerin yanı sıra, suçsuzların da cezalandırıldığı ve zarara
uğratıldığı görülür.
Kusursuz dost arayan dostsuz kalır.
Eksiksiz, noksansız kişi olmaz, hiç kimse mükemmel değildir. Bu sebeple kusursuz
dost aramak boşunadır. Arayan da dostsuz kalır. Dost bulmak istiyorsak,
insanları kusurları ile kabullenip sevmeliyiz.
Kuzguna yavrusu güzel (anka) görünür.
Bak. “Karga yavrusuna bakmış...”
Küçük suda büyük balık olmaz.
1. Yetenekli, büyük kişiler küçük çevrelerde yetişse bile barınıp kalamaz. Bu
kişiler kendilerini besleyecek, barındıracak ve olgunlaştıracak daha büyük
çevrelere, kültür ortamlarına ihtiyaç duyarlar. 2. Küçük kazançlar, küçük
ortamlarda; büyük kazançlar da büyük ortamlarda elde edilir. Sınırlı, küçük bir
ortamda yapılan işten bol kazanç sağlanamaz.
Kürkçünün kürkü olmaz, börkçünün börkü.
Başkalarının ihtiyaçlarını karşılayan bir meslek dalında çalışıp çabalayan kişi,
kendi ihtiyaçlarını ha bugün, ha yarın diyerek ihmal eder ve savsaklar
Lâfla peynir gemisi yürümez.
Yalnız konuşarak, yaparım ederim diyerek bir yere varılmaz ve hiçbir iş
gerçekleştirilemez. Atıp tutmaktan ziyade harekete geçip uygulamak ve çalışmak
lâzımdır.
Lâf torbaya girmez.
Ağızdan söz bir kez çıktı mı artık onu gizlemek mümkün değildir. Çünkü onu
herkesin duyması kaçınılmazdır. Bu sebeple söz ağızdan çıkmadan önce iyice
düşünmeli, nereye varıp varmayacağı hesaplanmalı ondan sonra sarf edilmelidir.
Lâtife lâtif gerek.
Şaka yaparken bile kaba, kırıcı olmamak, incelikten ayrılmamak gerektir.
Leyleğin ömrü laklakla geçer.
Aylak, işsiz-güçsüz, bir iş yapmak istemeyen kişi zamanını boş ve anlamsız
konuşmalarla geçirir. Çene çalmaktan başka bir işe yaramayan bu kimselerle bir
arada bulunarak zaman harcamaktan kaçınmak bir zorunluluktur.
Lodosun gözü yaşlı olur.
Güneyden veya güney batıdan esen rüzgâr, ardından çoğunlukla yağış getirir.
Lokma çiğnenmeden yutulmaz.
Her iş bir emekle yapılır. Emek, çaba ve diğer yardımcı güçleri sarf etmeden bir
şey elde edilemez. Alın teri dökülmeden kazanılan şeyden hayır gelmez. Nasıl ki
çiğnemeden yuttuğumuz şey midemize zarar veriyorsa, emek vermeden elde ettiğimiz
şey de bize zarar verir; çünkü helâl değil, haramdır. O hâlde bir şey elde etmek
istiyorsak çalışmak, alın teri dökmek ve emek vermek zorundayız.
Mahkeme kadıya mülk değil.
Hiçbir kimse, hizmet için bulunduğu kamuya ait bir makam ya da mevkide ömrünün
sonuna kadar kalamaz. Ayrıca o yeri kendi malı ve mülküymüş gibi de kullanamaz.
Gün gelir, onu o yere getirenler onu oradan alır, yerine bir başkasını
getirebilirler. Bu sebeple geçici de olsa devlete ait olan yerleri işgal
edenler, o yerlerde yetkilerini yanlış yolda kullanmamalıdırlar.
Mal bulunur, can bulunmaz.
Mal ve mülk kazanmakla elde edilir. Bugün kaybeden, yarın gayretli çalışması
sonucu yine bulabilir. Ama can öyle mi ya? Canını kaybeden onu bir daha elde
edemez. Bu bakımdan insan canının kıymetini bilmeli, onu tehlikeye atmamalı.
Unutmamalıdır ki, ancak sağlığı yerinde olan insan mal kazanabilir.
Mal canın yongasıdır.
İnsan, malına gelen zarardan, canına gelmişçesine acı duyar. Çünkü onu
kazanırken çok uğraşmış, canını dişine takmış, didinip durmuş ve mal sanki onun
bir organı gibi olmuştur.
Mart kapıdan baktırır, kazma-kürek yaktırır.
Mart ayı şiddetli soğukların olduğu bir aydır. Zaman zaman güneş görünse ve
havalar ısınıyor gibi olsa da soğuklar şiddetini azaltmaz. Çoklukla bugünlerde
yakacak tükenir, insanlar zor durumda kalırlar, evde bulunan kazma-kürek
saplarını bile yakmak zorunda kalırlar.
Mart`ta yağmaz, Nisan`da dinmezse sabanlar altın olur.
Mart ayı oldukça soğuk bir aydır. Bu ayda yağmurun yağması ürün için iyi
değildir. Nisan ise havaların ısınmaya başladığı bir aydır. Bu ayda yağacak
yağmur, hem de çok yağacak yağmur ürün için oldukça faydalıdır, verimi artırır
ve çiftçiyi son derece memnun eder.
Maşa varken elini ateşe sokma.
1. Bir işten gelebilecek zarardan kendini koruyacak bir yol vardır, o yolu tut.
Kendini zarardan koruduğun gibi rahat da edersin. 2. Yaptırabileceğin biri
varken tehlikeli bir işe kendin girme.
Mayasız yoğurt çalınmaz (tutmaz).
Bir işin başarıyla yürütülebilmesi, bir işten verim alınabilmesi için uygun bir
ortama, gerekli araç-gerece, az da olsa bir sermayeye ihtiyaç vardır.
Mazlumun âhı, indirir şahı (yerde kalmaz).
Bk. “Kimsenin âhı kimsede kalmaz.”
Merhametten maraz doğar.
Bir kimsenin karşılaştığı kötü durum karşısında üzüntü duyar ve o kişiye
yardımda bulunur, iyilik ederiz. Ne var ki, kimileri kendisine gösterilen bu
yakın ilgiyi kötüye kullanır ve başımızı derde sokar.
Mermer iyi taştan, iyilik iki baştan.
Bk. “İyilik iki baştan olur.”
Mescide gerek olan meyhaneye haramdır.
Her özellikli şeyin gerekli olduğu bir yer vardır. Onun dışında başka bir yerde
kullanılamaz. Kullanılırsa son derece zararlı olur. İçki Müslüman`a haramdır,
dolayısıyla içemez ve bulunduramaz. Domuz eti Hıristiyanların sofrasına
konabilir ama Müslümanların sofrasına sokulamaz. Aksi takdirde Müslümanlığın
özüne zarar verilmiş olur.
Meyveli ağacı taşlarlar.
Öyle sıradan kimselerle pek uğraşan olmaz. Ama toplumda bir konum edinmiş,
bilgili, becerikli ve başarılı kimse kolayca hedef olur; hücumlara maruz kalır.
Çünkü onun toplumdaki konumu kimilerinin kıskançlık duygularının kabarmasına yol
açar.
Mızrak çuvala sığmaz (girmez).
Herkesin gözü önünde duran, apaçık bilinen gerçeklerin gizli tutulması, örtbas
edilerek yokmuş gibi gösterilmesi imkânsızdır.
Minareyi çalan kılıfını hazırlar.
Kolay kolay saklanamayacak kadar büyük bir yolsuzluk yapan kimse, sorumluluktan
kurtulma yollarını iyiden iyiye düşünür ve ortaya çıkmasını önleyecek tedbirleri
önceden alır.
Mirî malı balık kılçığıdır, yutulmaz.
Devletin malını mülkünü kendisine mal etmek son derece zor ve tehlikelidir.
Böyle bir teşebbüste bulunsa da rahatça kullanamaz, günün birinde er veya geç
bunun hesabı kendisinden sorulur.
Misafir kısmeti ile gelir.
Geleneklerimiz ve dinimiz olan İslâm, yoldan gelene, yolcuya, konuğa gerekli
ilgiyi göstermeyi ve ikramda bulunmayı emreder. Bu bakımdan evimizi konuğa
açmalı, onu başımıza gelmiş bir külfet gibi görmemeliyiz. Eğer dinimizin
buyurduğu gibi davranırsak misafiri ağırlamakta güçlük çekmeyiz, evimize bereket
dolar. Çünkü ikram edene, sakınmadan verene, Yüce Allah misliyle verir.
Dolayısıyla misafir kısmetini de getirmiş olur.
Misafir on kısmetle gelir; birini yer dokuzunu bırakır.
Bk. “Misafir kısmeti ile gelir.”
Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.
Bir yere konuk olan, ev sahibinin kendisine özel olarak yapılmış çok güzel
şeyler ikram edeceğini düşünebilir. Ancak umduğuna kavuşamaz; çünkü ev sahibi,
evde ne varsa onu ikram eder. Bu bakımdan özel yiyeceklerle ağırlanacağını
düşünmemelidir.
Misafir üç gün misafirdir.
Geleneğimiz bir yerde haddinden fazla kalınmasını ve ev sahibine fazla sıkıntı
verilmesini hoş görmez. Konuğun bir evde kalmasını üç günle sınırlar. Üç günden
fazlası ev sahibini sıkıntıya soktuğu gibi, misafiri de zor durumda bırakır. Bu
bakımdan, konuk, ev sahibinin durumunu anlamak ve üç günden sonra o yerden
ayrılıp ev sahibini rahatlatmalıdır. Unutulmamalı ki suratlarının asılmasına
sebep olduğumuz insanların yanına bir daha zor gideriz.
Muhabbet iki baştan.
Bk. “İyilik iki baştan olur.”
Mum dibine ışık vermez.
Konumu ve yapısı gereği etrafına ışık saçan mum, kendi dibini aydınlatamaz.
Güçlü kişiler de uzaktakileri kollayıp kayırdıkları ve çokça yardım yaptıkları
gibi kendi yakınlarına o kadar fayda sağlayamazlar. Çünkü onlar her şeyden önce
çıkarlarını düşünen insanlar olmaktan uzaktırlar.
Mühür kimde ise Süleyman odur.
Hz. Süleyman`ın peygamber ve hükümdar olduğunu belirten bir mührü vardı. Bu
yetki gücünün işareti olarak görülmüş, burdan hareketle söze şu anlam
verilmiştir: Bir işte yetki kimde ise kuvvet ondadır, onun buyrukları geçer.
Mürüvvete endaze olmaz.
Yiğit, mert, iyiliksever, cömert olmanın ne ölçüsü, ne de sınırı vardır. Kişi bu
hasletlerini olabildiğince geniş ve sınırsız tutabilir; tuttuğu oranda da
kendini değerli, eşsiz bir insan yapar.
Namaza meyli olmayanın kulağı ezanda olmaz.
Müslümanların günde beş kez yapmaları dince buyurulan ve dua okuyarak kıyam,
rükû, sücut, kuut denilen beden durumlarını, kuralınca tekrarlayarak Yüce
Allah`a edilen bir ibadettir namaz. Buna salât da denir. Namaza çağrı işareti de
ezandır. Namazı gerçekten kendine bir görev bilmiş olanlar, onun vaktini dört
gözle beklerler ve onun çağrı işareti olan ezana da kulak verirler. Namaz ve
ezan arasındaki bu ilişkiden hareketle, atasözü şu anlamı vermek için söylenir:
Kişi bir işin esasıyla ilgileniyor ve ona karşı istek duyuyorsa, o şeyin
ayrıntılarıyla da ilgilenir; istemiyor ve ilgilenmiyorsa ayrıntılarıyla da
uğraşmaz.
Ne doğrarsan aşına, o çıkar kaşığına.
Kişi, çalışma miktarına ve biçimine göre karşılık görür. Çok ve iyi çalışan iyi,
az ve kötü çalışan da kötü sonuçla karşılaşır. Elde edilen verimin iyi veya kötü
olmasında niyetin rolü de büyüktür.
Ne ekersen onu biçersin.
Nasıl davranırsan öyle karşılık görürsün. Birine kötülük yapan ondan kötülük,
iyilik yapan da iyilik görür.
Ne karanlıkta yat, ne kara düş gör.
İleride zarara uğrayıp üzülmek istemiyorsan, karşına çıkabilecek tehlikelere
karşı şimdiden tedbir al. Bk. “Korkulu rüya görmekten...”
Ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.
Kişi ummadığı bir duruma ulaşabilir, varlıklı ve başarılı olabilir. Bu duruma
ulaşan kimse çok şımarmamalı, sağında solunda bulunan kimseleri küçük görmemeli,
bu durumun sürüp gideceğini düşünmemelidir. Yarın elinde olanı, bulunduğu konumu
kaybedeceğini ve kötü duruma düşeceğini de hesaba katmalıdır.
Nerde birlik, orda dirlik.
Hangi yerde, toplumda duygu, düşünce ve inanç birliği varsa dirlik ve düzenlik
de oradadır. Orada insanlar mutlu, huzurlu, başarılı ve uyumlu bir hayat
sürerler.
Nerde hareket, orda bereket.
Hareket olan yerde bolluk olur. Çünkü orada devamlı iş, çalışma ve üretim
vardır. Üretimin olduğu yerde de yokluktan değil, bolluktan söz edilir ancak.
Ne verirsen elinle, o gider seninle.
Yaşadığı sürece yoksula, yetime, yolda kalmışa yardım eden, onları doyurup
giydiren ve gözeten kimse, bunların karşılığını öbür dünyada alacaktır. Hatta
Yüce Allah, ona kat kat fazlasıyla verecektir.
Ne yavuz (azgın) ol asıl, ne yavaş (şaşkın, miskin) ol basıl.
Sertlikten kaçın, ona buna saldırıp kimseyi ezme, yoksa seni kötü biçimde
cezalandırırlar. Çok sessiz, uyuşuk, pısırık, korkak ve yumuşak da olma; yoksa
seni hırpalayıp ezerler. İkisinin ortası bir yol izle.
Nikâhta keramet vardır.
Nikâh evlenenleri sevgi bağıyla bağlar. Daha önce tanışmadan evlenenler,
evlendikten sonra anlaşır ve birbirlerini severler. Bekâr durmaktansa evlenmek
yeğdir.
Nisan yağmuru altın araba, gümüş tekerlek.
Bk. “Mart`ta yağmaz, Nisan`da dinmezse...”
Niyet hayır, akıbet hayır (selâmet).
Bir şeyin yapılması önceden iyi niyetle istenip düşünülmüşse, o şeyin sonu
hayırlı olur. Kötü niyetle yapılan işten hayır gelmez
Oduncunun gözü omçada, dilencinin gözü çömçede.
Kişiler iş, meslek ve durumlarına göre kendilerine gerekli olan şeylerin peşine
düşerler; onları elde etmeye çalışırlar.
Olacakla öleceğe çare bulunmaz.
İnsanın kaderinde ne varsa o olur, bunu değiştirmek mümkün değildir. Dünyada
olup biten her şey Yüce Allah`ın kaza ve kaderine göre olur. Dolayısıyla ölüm de
insanın iradesinin dışındadır. Eceli gelen, günü dolan ölür; bu mutlaka
olacaktır, bunun önüne geçilemez.
Olan dört bağlar, olmayan dert bağlar.
Zengin, varlıklı kişi dilediği gibi yaşar; istediği gibi yer, içer; giyinir,
kuşanır; rahatına rahat katar. Ama yoksul kişi değil rahatına bakmak, geçimini
temin edemediği için içten içe üzülür; acı çeker.
Olsa ile bulsayı ekmişler, hiç bitmiş (yel ile yuf bitmiş).
İnsan başarılı sonuca boş söz ve hayalle değil, çalışarak ulaşır ancak. Bu
sebeple “bu iş böyle, şu iş şöyle olsa, şu şartlar yerine gelse” gibi sözler
sarf etmekle insanın eline bir şey geçmez. İnsan bir şey kazanmak istiyorsa
hareket etmeli, çalışıp çabalamalıdır.
Ortak (kuma) gemisi yürümüş, elti gemisi yürümemiş.
Bir erkeğin hanımları birbirleriyle iyi-kötü anlaşabilirler, ama kardeşlerin
hanımları birbirleriyle geçinemezler.
Osmanlı`nın ayağı üzengide gerek.
Bir devleti ayakta tutmak, yüzyıllar boyu yaşatmak, sınırları genişletmek, dini
yaymak o kadar kolay bir şey değildir. Ancak atalarımız bunu becermişlerdir.
Becerirken de sürekli hareket hâlinde olmuşlar, didinip çalışmışlar, dur durak
bilmemişler, bir yere bağlanıp kalmamışlardır. Onlar bilirlerdi ki, hareketsiz
kalan, tembelleşen, bir yere bağlanıp kalan (yani ayağını üzengiden çeken) kişi,
ne başarılı olabilir, ne de dirlik ve düzenliğini sağlayabilirdi.
Otu çek, köküne bak.
Bir kişinin kimliğini, nasıl birisi olup olmadığını öğrenmek için soyunu sopunu
bilmek ve tanımak gerekir.
Otuz iki dişten çıkan, otuz iki mahalleye yayılır.
Ağızdan çıkan söz, çok çabuk duyulur; başkalarının diline düşer ve bir anda her
tarafa yayılır.
Oturduğu ahır sekisi, çağırdığı İstanbul türküsü.
Kimi kişiler bulundukları yer ve şarta uymayan, ters düşen davranışlarda
bulunur; kendilerini alay konusu ederler.
Oynamasını bilmeyen gelin yerim dar demiş.
Kimi beceriksiz, başarısız, kendisinden bekleneni veremeyen kişiler bazı
bahanelerin arkasına saklanarak açıklarını kapatmaya çalışırlar.
Ödünç güle güle gider, ağlaya ağlaya gelir.
İleride geri alınmak şartıyla verilen para, eşya ya da herhangi bir mal her iki
tarafı da mutlu eder. Veren yardımcı olduğu, alan da ihtiyacını gördüğü için
sevinir. Ancak geri verme zamanı gelince bu sevinç kaybolur. Çünkü çoklukla geri
ödeme ya çok geç yapılır, ya da ödünç olarak verilen şeyin yıprandığı görülür.
Bu durum ödünç verenle, ödünç alanın arasını açar; dostlukları bozup zedeler.
Öfkeyle kalkan, zararla (ziyanla) oturur.
Öfkesine kapılarak iş gören sonunda güç duruma düşer. Çünkü öfkeli, kızgın,
sinirli insan iyi düşünemez, olup biteni iyi göremez, sonucu iyi hesaplayamaz.
Bu yüzden de yanlış iş yapar.
Öküze boynuzu yük değil.
İnsan, kendi yakınlarının işleri ile kendi işlerini yük saymaz. Her ne kadar
külfetmiş gibi görünüyorlarsa da, aslında yaptığı işler kişinin kendi
yararınadır. Bk. “Koça boynuzu yük değil.”
Ölenle ölünmez.
Her canlının hayatı sona erer. Bu kaçınılmaz bir sondur ve doğal
karşılanmalıdır. Çünkü ölüme çare bulunmaz. Bu bakımdan yakınını kaybeden bir
kimse, kendini tüketircesine üzülmemeli, sakin olup dövünmeyi bırakmalıdır. Ne
yaparsa yapsın, ne kadar üzülürse üzülsün öleni geri getiremeyecektir.
Ölmüş eşek, kurttan korkmaz.
Bazı sebeplerden ötürü çok sıkıntı ve acı çeken, felâket üstüne felâket görüp
zarara uğrayan, kaybedecek bir şeyi kalmayan kimse, artık hiçbir şeyden korkmaz;
ne tehlikeye aldırır, ne de tehdide.
Ölüm kalım (dirim) bizim için.
İnsan yaşadığı gibi her an ölebilir de. Bu bakımdan öbür dünyayı da hesaba
katmalı, ona göre davranmalı, dinin buyruklarını yerine getirmeli, bu dünyadaki
işlerini de yarın öleceğini düşünerek bir yola koymalı insan.
Ölüm ile öç alınmaz.
Düşmanlarının ölümünden sevinç duymak veya böyle bir duyguya kapılmak insana
yakışmaz.
Önce can, sonra canan.
İnsanlar bencil yaratıklardır. Can da kıymetlidir. Kaybedilmesi göze alınamaz.
Bu bakımdan büyük fedakârlık gerektirecek konularda önce kendilerini, sonra
sevdiklerini ve yakınlarını düşünür insanlar.
Önce düşün, sonra söyle.
Ağızdan çıkan sözü değiştirmek ya da geri almak çok zordur. Sarf edilen bir söz
insanı güç durumda bırakabilir, zarara sokup pişman edebilir. Bu sebeple bir
sözü sarf etmeden önce dikkatlice düşünmeli, ne getirip götüreceği iyice
tartılıp hesaplanmalıdır.
Öpülecek el ısırılmaz.
Saygı, sevgi, bağlılık gösterilecek ve teşekkür edilecek kimse incitilmemeli;
sert ve kaba davranışa muhatap kılınmamalıdır.
Padişahın bile arkasından kılıç sallarlar.
Kendisinden çekinilen kimselerin yüzüne karşı bir şey diyemeyenler onu
arkasından çekiştirirler, hakkında atıp tutarlar. Çünkü hasmı karşısında
değildir, arkasından konuşmak da kolaydır.
Papaz her gün pilâv yemez.
İnsanın önüne her zaman aynı nitelikte elverişli bir imkân çıkmaz. Çünkü şart,
zaman ve imkânlar sürekli değil, değişkendirler.
Para ile imanın kimde olduğu belli olmaz (bilinmez).
İman her şeyden önce içsel, yani kalbî bir olaydır. İnsanların imanlarını sözle
dile getirmeleri mümkünse de, bunu çıkar için yapıyor olabilirler. Dolayısıyla
gerçekten kimin iman ettiğini bilmemiz imkânsızdır. Para için de aynı şey söz
konusudur. Kimse kolay kolay parasının olduğunu söylemez, gizleme yoluna gider.
Kimi cimri olan ve yoksul bir hayat yaşayan insanların çok zengin, kimi cömert
ve eli açık insanların da parasız olduğu çok görülmüştür. Bu bakımdan para ile
imanın kimde olduğu pek bilinmez.
Paranın yüzü sıcaktır.
Para çekicidir ve öyle kolayca geri çevrilemez. Çünkü paranın gücü, pek çok
maddî sorunu halleder. Bu sebeple insanlar parayı görünce gevşer, ona kavuşma
isteği duyar, kendisinden istenen işi de kolayca yapma eğilimi gösterir.
Para parayı çeker.
Elde para bulunursa onunla yeni paralar kazanılır. Bilinen o ki, pek çok işte
sermaye şarttır. Sermayen ne kadar çoksa, o kadar büyük iş yapar ve o kadar da
çok kazanırsın.
Parayı veren düdüğü çalar.
Para harcayan kimse istediğini elde edebilir. İş yapabilir, yaptırabilir; satın
alabilir, aldırabilir; hemen her istediği maddî şeye kavuşması mümkündür.
Perşembenin gelişi çarşambadan bellidir.
Bir iş, durum ya da olayın nasıl sonuçlanıp sonuçlanmayacağı şimdiki gidişinden
anlaşılıp belli olur.
Pilâv yiyen, kaşığını yanında (belinde) taşır.
Bir şeyden yararlanmak isteyen kişi, bunun için gereken aracı eli altında
bulundurmalıdır.
Pilâvdan dönenin kaşığı kırılsın.
Yararlı bir şeyi elde etmek isteyen insan sonuna kadar uğraşıp didinmeli,
direnmeli ve mücadele etmekten kaçınmamalıdır.
Püf demeye dudak ister.
Bir şeyi yapmak için kuşkusuz bilgi, beceri ve araç oldukça önemlidir. Ancak
bunlardan da önemlisi o işi yapma isteği, gücü ve cesaretidir. Bunlar olmadan
işin başarıya ulaşması zorlaşır.
Ramazanda yalan söyleyenin (oruç yiyenin) bayramda yüzü kara olur.
Gerçeği yalanla kapatmak mümkün değildir. Bu bakımdan kişi yalan söyleyerek
işlerini uzun süre yürütemez. Söylediğinin yalan olduğu, asıl meselenin mahiyeti
çok geçmeden anlaşılır. Gerçek ortaya çıkar; işte o zaman, yalan söyleyerek
işlerini yürüten kimse de utanır; kimsenin yüzüne bakamaz olur.
Rüşvet kapıdan girince iman bacadan çıkar.
Rüşvet, yaptırılmak istenilen bir işte kolaylık sağlanması için bir kimseye mal
ve para olarak sağlanan çıkardır. Dinimiz olan İslâm rüşvet alıp vermeyi haram
kılmış, haksız bir kazanç olarak görmüştür. Eğer inananlardan biri, Yüce Allah`ın
buyruğuna uymayıp bu yasağı çiğnerse, büyük haksızlık etmiş olur; dolayısıyla
imanını da kaybeder.
Rüzgâra tüküren kendi yüzüne tükürür.
İnsan kimle, ne ile mücadele edeceğini bilmelidir. Karşı koyacağı şeyin gücü ne?
Onunla ne kadar baş edebilir? Sonuç ne olabilir? Bütün bunları iyice
tartmalıdır. Eğer kişi gücünün üstünde bir güce saldırmaya, onunla boy ölçüşmeye
kalkışırsa, sonuç alamaz; sonuç alamadığı gibi zararlı da çıkar, yıpranır.
Rüzgâr eken, fırtına biçer.
Kişi bir kötülük yaparsa, yaptığı kötülüğün çok daha kötüsü ile karşılaşır;
büyük felâketlere uğrar, zarar görür.
Rüzgâr esmeyince yaprak kıpırdamaz (dal oynamaz).
Meydana gelen her olayın, her durumun belli bir sebebi veya etkeni vardır.
Rüzgârın önüne düşmeyen yorulur.
Toplumun genel gidişatına, ilkelerine, değer yargılarına karşı çıkan, uymayıp
ters yönde hareket eden kişi pek çok engellerle karşılaşır; yorulup yıpranır.
|
|
1
1-2-3-4-5-6
|
|
Etiketler : atasözleri, ata sözü, ata sözlerimiz, açıklamalı atasözleri, atasözlerimiz, türk ata sözleri, dünya ata sözleri |
|
|
Tavsiye | |
|
Sms Sözleri |
|
|