Arama | |
|
 Popüler Diziler | |
|
Msn Messenger | |
|
Bayanlara Özel | |
|
|
Atasözleri-6, Ata sozu oku, Atasözü yükle, Ata sözü listesi, Atasözlerinin Anlamları |
|
Ata Sözleri...! |
Karakterim.com |
Sabah ola, hayır ola (gele).
Sabah olsun, o vakte kadar işi belki düzelir. Çünkü gündüz geceden daha
hayırlıdır. Bk. “Akşamın hayrından sabahın şerri...”
Sabır acı ise de (acıdır) meyvesi tatlıdır.
Acı, yoksulluk, haksızlık gibi üzücü durumlar karşısında ses çıkarmadan onların
geçmesini bekleme erdemi gösteren ve direnen kişi, sonunda kârlı çıkar. Çünkü
Yüce Allah, sabredenlerle beraberdir; onları sabırları karşılığında mutlaka
mükâfatlandıracaktır.
Sabreden derviş, muradına ermiş.
Hiç kimse amacına öyle birdenbire ve kolayca ulaşamaz. İnsanın karşısına pek çok
engel çıkabilir, uzun zaman beklemesi gerekebilir, başına türlü hâller
gelebilir; işte bütün bunlara sabreden, direnişini yılmadan sürdüren kişi
istediğine kovuşup ulaşabilir.
Sabreyle işine, hayır gelsin başına.
Bir iş yapmaya giriştiğinde karşına çıkan zorluklar sebebiyle kızıp öfkeye
kapılmaz, acele edip gevşemez, azmini yitirmezsen başarı da, hayırlı sonuç da
senin olur.
Sabrın sonu selâmettir.
Olan veya olacak tüm zorluklara göğüs geren, telâş ve öfkeye kapılmadan başına
gelen felâketlerin geçmesini bekleyen, ses çıkarmadan bunları aşma erdemi
gösteren kimse, sonunda esenliğe erecektir.
Saçın ak mı kara mı, önüne düşünce görürsün.
Acele etme, herhangi bir yargıya varma; sonucun ne olduğunu biraz sonra, iş
bitince, kendi gözlerinle görüp anlarsın.
Sadık dost akrabadan yeğdir.
Dostluğu, bağlılığı gerçek ve içten olan dost, akrabadan daha iyi ve hayırlıdır.
Sefa ile yenen cefa ile kazanılır.
Kaygısız, sakin, zevk ve gönül rahatlığı içinde yenen para, sıkıntı çekilerek ve
alın teri dökülerek kazanılmıştır.
Sağ baş yastık istemez.
Sağlığı yerinde olan bir insanın durup dururken yattığı pek görülmez. Eğer
yatmak istiyorsa, bilin ki o hastadır.
Sağ elinin verdiğini sol elin görmesin.
Birine yaptığın iyiliği gizli tut. Herkesin gözü önünde yaparsan, yardım
yaptığın kişiyi incitebilirsin. Onun da bir onuru vardır, bil. Dinimiz olan
İslâm da zekât ve sadakaların verilmesinde bu gizliliğe uymayı emretmiştir.
Aslolan kişinin kendini gösterip övdürmesi değil, kendini göstermeden yardım
yapıp yoksulu sevindirmesidir.
Sağır işitmez, uydurur (yakıştırır).
1. İşitme duyusundan yoksun, işitmeyen kimse, yakınında konuşulanları duymaz.
Ama konuşulanlara bakarak değerlendirmeler yapar, anladığını sanarak bir şeyler
yakıştırıp karşılık verir. 2. Bir olayın içyüzünü bilmeyen kimse, görünüşe göre
bir sonuca varır; vardığı sonucu da doğru sanır.
Sağlık, varlıktan yeğdir.
Vücudun hasta olmaması, vücut esenliği her şeyden önemlidir. Çünkü bir şeyin
tadını alabilmek, bir şeyden gerektiği gibi yararlanabilmek için sağlıklı olmak
şarttır. Her şeyiniz var, ama ondan istifade edecek durumunuz yok. Neye yarar?
Sahipsiz eve it buyruk.
Bk. “Issız eve it buyruk.”
Sakınılan göze çöp batar.
Üzerine çok düşülen şeyler daha çok kazaya ve zarara uğrar. Olabileceği
düşünülen kötü durumlara karşı önlem almak gereklidir, ancak orta bir yol
izlemeli, aşırılığa düşülmemelidir.
Sakla samanı, gelir zamanı.
Gereksiz görülen, işe yaramaz kabul edilen şey günün birinde, ileride lâzım
olabilir. Bu sebeple önemsiz gördüğümüz şeyleri bir kenara atıp elden
çıkarmamalı, onları saklamalıyız.
Sanat altın bileziktir.
Bir kenarda saklanan altın, günü gelince bozdurulup kullanılır. Sanat da altın
bilezik gibidir. Günü gelir gerekli olur. Bir sanata sahip kimse, sanatını
uygulama alanına sokarak ondan geçimi için kazanç sağlar, yararlanır.
Dolayısıyla sanat, altın gibi değerini hiçbir zaman kaybetmez.
Sana taşla vurana, sen aşla vur (dokun).
Sana sert, kaba, acımasız davranana, sen yumuşak davran; o incitiyorsa, sen
incitme; kötülük ediyorsa, sen iyilik et.
Sanatını ustadan öğrenmeyen (görmeyen) öğrenemez.
Her işin, her sanatın kendine göre birtakım incelikleri vardır. Çok çalışmak,
kendi kendine çalışmakla bu incelikler öğrenilemez. Bu incelikler, pek çok
deneme yapmış ve tecrübe kazanmış ustadan öğrenilir ancak. Çünkü usta denen
kişi, kendinden öncekilerin tecrübelerinden yararlanan, sanatını gereği gibi
öğrenip işinin sırlarını bilen kişidir.
Sana vereyim bir öğüt: Kendin ununu kendin öğüt.
Kişi, kendi işini kendisi yapmalıdır. İşini başkasına bırakmazsa içi rahat eder,
sıkıntıya düşmez. Hem işi kolay yürür, hem de istediği gibi olur.
Sarımsağı gelin etmişler, kırk gün kokusu çıkmamış.
İnsanlar kötü yanlarını kolay kolay belli etmezler. Bunun için haklarında
yargıda bulunmakta acele etmemek gerekir.
Sayılı gün tez geçer.
Sayısı belli olan, bir işin yapılması için önemli ve az görülen belirli zaman
süresi çok çabuk geçer. Kişi işine öyle dalar ki, bugünlerin nasıl geçtiğinin
farkına bile varmaz.
Sayılı koyunu kurt kapmaz.
Birine teslim edeceğiniz bir şeyi eğer sayarak, ölçerek ya da tartarak
verirseniz, emanet alan kişi onu daha iyi korur; içinde bir kötülük varsa bile,
sayılı olduğunu bildiğinden ötürü bundan vaz geçer; dikkatli olur.
Sebepsiz kuş bile uçmaz.
1. Dünyada her şeyin olmasına veya bir hâlde bulunmasına yol açan bir sebep
vardır. Bu sebepleri de yaratan Yüce Allah`tır. Sebeplerin sırrını da gerçek
anlamda yalnız O bilir. 2. Bir yardımcı, bir yol gösterici olmadan işler
başarıya ulaşmaz.
Sel gider kum kalır (kişi ettiğini bulur).
Geçici olanlara değil, kalıcı olanlara önem vermek gereklidir. Hayatın akışı
içinde yaşadığımız olayların, bulunduğumuz yerlerin, ilişki kurduğumuz
insanların bir aslî olanları, bir de gelip geçici olanları vardır. İşte bizim
için bu aslî olanlar, kalıcı olanlardan daha önemlidir.
Sen ağa, ben ağa; bu ineği kim sağa?
Kişi, üzerine düşen işten kaçmayıp onu yapmalıdır. Herkes işini bir kenara
bırakıp keyfini düşünürse işler ortada kalır, bir sonuç alınamadığı gibi iş
düzeni de bozulur, karışıklık çıkar, tatsızlık başlar.
Sen işlersen mal işler, insan öyle genişler.
Mal-mülk edinmenin, para kazanmanın yolu çalışmaktır. İnsan ne kadar çok
çalışırsa, o kadar da çok kazanır; gittikçe de zenginleşir, rahat bir hayata
kavuşur.
Sen işten korkma, iş senden korksun.
Bir işi başarmada azim ve cesaret çok önemlidir. Eğer girişeceğin işi gözünde
büyütür, bunun altından kalkamam diye korkar, azmini yitirirsen başarılı
olamazsın. Korkma, cesaretle işin üstüne üstüne git, bak nasıl iyi bir sonuç
alacaksın.
Serçeden korkan darı ekmez.
Tehlikeleri gözünde büyüterek işe girişmekte çekingen davranan kimse, amacına
ulaşamaz. Unutulmamalıdır ki, her işin kendine göre zor bir yanı vardır. Amacına
kavuşmak isteyen de bunları göze almalıdır.
Sermayen bir yumurta ise taşa çal.
Sermaye, bir işin kurulup yürütülmesi için gerekli olan, önemi büyük bir güven
kaynağıdır. Eğer bu kaynak işe yaramayacak, seni yarı yolda bırakacak kadar
küçük ve önemsizse, o işten hemen vazgeçmelisin; ona bel bağlayıp yola çıkarsan
sonunda zarar görür, pişman olursun.
Sevda geçer yalan olur, sonra sokar yılan olur.
Tutku hâlini almış aşırı sevgi, başlangıçta sevenleri birbirine bağlayan güçlü
bir bağdır. Karşılıklı sevgi bittiği anda bu bağ kopar; tutkuya dönüşmüş olan
sevgi de kısa zaman sonra yerini karşıtı olan nefrete bırakır, taraflara büyük
zarar verici odak hâline gelir.
Seyrek git sen (sıkça varma) dostuna, kalksın ayak üstüne.
Dostumuz da olsa, sık sık yanına giderek kişiyi rahatsız etmek doğru değildir.
Onu bezdirmemek, kendimizden soğutmamak, gittiğimizde de yakın ilgi görmek ve
lâyıkıyla ağırlanmak istiyorsak, ziyaretlerimizi uzun zaman aralıklarıyla ve
arada sırada yapalım.
Sıçan çıktığı deliği bilir.
Yasalara aykırı, yolsuz, gizli bir iş yapan kimse, kalkıştığı bu eylemin
doğuracağı sonuçları önceden enine boyuna hesaplar; yakayı ele vermemek,
yakalanmamak için gerekli önlemleri alır; nereye, ne zaman ve nasıl kaçacağını
bilir.
Sıçan geçer yol olur.
Küçük ve basit de olsa, olumsuz ya da kötü bir işin yapılmasına izin
verilmemelidir. Eğer bir kez izin verilirse, sürekli yapılmaya başlar ve
alışkanlık hâline gelir. Bu giderek gelenekleşir ve pek çok kimse o zararlı yolu
takip eder.
Sinek küçüktür ama mide bulandırır.
Önemsiz, küçük gibi görünse de, kötü ve olumsuz bir şey insan üzerinde iyi bir
etki bırakmaz.
Sinek pekmezciyi tanır.
Çıkarını kollayan, kendini düşünen, işinin ehli olan kimse, kimden
yararlanacağını iyi bilir.
Soğanın acısını yiyen bilmez doğrayan bilir.
Bir işteki güçlüğü, çekilen sıkıntıyı, o işin içinde olanlar, o işi başarmaya
çalışanlar bilir; işin sadece sonucundan yararlananlar ise bundan
habersizdirler.
Sona kalan dona kalır.
Bir işin yapılmasında geç kalan, zamanını kullanamayan kimse istediği şeyi elde
edemez.
Son pişmanlık fayda vermez.
İş işten geçtikten sonra pişman olmanın bir yararı yoktur. Önemli olan bir
zarara uğramadan önce, yapılacak işe iyi düşünerek, tedbir alarak girmek ve kötü
bir sonla karşılaşmamaya çalışmaktır.
Sonradan gelen devlet, devlet değildir.
Kişi yaşlandıktan sonra gelen zenginlik işe yaramaz. Çünkü zengin, varlıklı
olmanın tadı ancak gençlikte çıkarılır.
Soran yanılmamış.
İnsanoğlu her şeyi bilemez. Pek çok bilgiye sahip olan kimsenin bile bilmediği
pek çok şey vardır. Bu sebeple bir işe girişmeden önce, yanılgıya düşmemek ve
yanlışa sapmamak için o iş konusunda birilerine soru sormak, onlardan bilgi
almak son derece gereklidir.
Sora sora Bağdat bulunur.
İnsan sora sora bilmediği işleri ve çok uzak yerleri bile öğrenip bulabilir.
Sorma kişinin aslını, sohbetinden bellidir.
Bir kişinin kim olduğunu, soyunu sopunu öğrenmenin bir gereği yoktur. Onu
tanımak, karakteri hakkında bilgi edinmek istiyorsan konuşmasına, fikirlerine,
inançlarına, hâl ve hareketlerine bak; bu sana yeterli ipuçlarını verir.
Söyleyenden dinleyen arif gerek.
1. Çok söz söylemek yerine çok dinlemek daha iyidir. Çünkü öğrenmenin en önemli
yollarından biri de dinlemektir. Ayrıca çok konuşanın çok hata yaptığı da
ortadadır. 2.Kimi konuşmacılar üstü kapalı, sanatlı ve derin anlamlı konuşurlar.
Bu durumda söylenenlerin anlaşılması, dinleyenin bilgi ve anlayış yeteneğine
bağlı kalır. Dinleyen, ne denmek istendiğini çaba göstererek anlamalıdır.
Söz ağızdan çıkar.
Faziletli, dürüst, ahlâklı ve mert kişi ağzından çıkan sözü bilir; ona bağlı
kalır, verdiği sözden dönmez ve onun gereğini yerine getirir.
Söz gümüşse, sükût altındır.
Konuşmak her ne kadar iyiyse de, susmak bazen konuşmaktan daha iyi sonuç verir.
Öyle ki, hiç ummadığı zamanda bile kişinin sarf ettiği sözler başına iş
açabilir; onu zor duruma sokabilir.
Sözünü bil, pişir; ağzında der, devşir.
Söyleyeceği sözün ne anlam taşıdığını, ne gibi sonuçlara yol açacağını
düşünmeli; derleyip toparlamalı, ondan sonra söylemelidir insan. Eğer söz ağza
geldiği gibi, bir tartıdan geçirilmeden söylenirse insanın başına umulmadık
dertler açabilir.
Söz var iş bitirir, söz var baş yitirir.
Sözün insan üzerindeki etkisi tartışılmaz. İyi, güzel, akıllıca ve yerinde
söylenmiş sözler çoklukla insanlar üzerinde olumlu etkiler bırakır; inandırıcı,
kabullendirici, yumuşatıcı bir rol oynayarak rayından çıkmak üzere olan işleri
bir düzene sokar. Bunun yanında, kimi kırıcı, kaba, sert, düşünülmeden
söylenmiş, ölçüsüz sözler de kimi tepkilere yol açar; anlaşmazlıklara, kavgalara
sebep olur; işler çıkmaza girer, giderek büyür ve kimilerinin ölümüne bile sebep
olur.
Su akarken testiyi doldurmalı.
İnsan eline geçen fırsatları değerlendirmeli, karşısına çıkan imkânlardan
yararlanmasını bilmeli, mümkün olduğunca mal-mülk edinmeli, geleceğini güvence
altına almalıdır. Çünkü her zaman uygun bir fırsat yakalaması mümkün
olmayacaktır.
Su bulanmayınca durulmaz.
Kimi iş, konu, olay ya da durumlar pek çok tartışma, çekişme ve mücadeleden
sonra aydınlığa kavuşur. Hemen herkes niyetini açığa vurur, fikrini söyler,
söylenmedik bir şey kalmaz, sonunda mesele çözülür ve iş yoluna girer.
Su bulununca (görülünce) teyemmüm bozulur.
Bir zorunluk dolayısıyla yapılmakta olan bir işin, bu zorunluk ortadan kalkınca
gereği gibi yapılmak için yeni baştan ele alınması gerekir. Bir başka deyişle,
işimizde kullanacağımız asıl şey elimize geçince, daha önce onun yerine
koyduğumuz benzerinin bir hükmü ya da değeri kalmaz.
Su küçüğün, söz (sofra) büyüğün.
Öncelikle büyükler sayılmalı, küçükler de korunmalıdır. Geleneklerimiz ve
dinimiz, korunmada önceliği çocuğa vermiştir; çünkü çocuk daha güçsüz ve
dayanıksızdır. Saygıda ise önceliği büyüklere vermiştir, çünkü çocuğun bütün
ihtiyaçlarını karşılayan odur.
Su testisi su yolunda kırılır.
Bir kişi amaç edindiği işte veya ülküde, tuttuğu yolda çeşitli engellerle
karşılaşır; kazaya uğrar, zarar görür, hatta ölür de.
Su uyur, düşman uyumaz.
Kimi akar sular vardır ki sanki akmıyormuş, durgunmuş gibi görünür. Buna asla
kanmamak gerekir. Çünkü durgun akan sular daha ziyade tehlikeli olanlardır, asıl
akış ve hareket diptedir. Düşman ise bundan daha tehlikelidir. Ona karşı her
zaman çok dikkatli ve uyanık davranmak gerekir. Çünkü ne zaman harekete geçeceği,
ne yapacağı belli olmaz. Unutulmamalıdır ki, düşman fırsat düşkünüdür, fırsatı
kollar.
Suyun yavaş akanından, insanın yere bakanından kork.
Bk. “Adamın yere bakanından...”
Sükût ikrardan gelir.
Susmak kabul etmek demektir. Bir kişi, kendisine yapılan suçlamalara karşı
itiraz etmiyor, kendisine yapılan tekliflere ses çıkarmıyorsa, bu “evet, kabul
ettim” demek anlamına gelir.
Sürüden ayrılanı (ayrılan kuzuyu, koyunu) kurt kapar (yer).
Herkesin tuttuğu yolu bırakıp ayrı bir yol tutturanlar, herkesin yaptığını
yapmayanlar, ya da arkadaşlarının yardımıyla yapılan bir işten ayrılanlar büyük
zarara uğrarlar.
Sütten ağzı yanan, yoğurdu üfleyerek yer.
Bir olaydan gerekli dersi alan, zarar gören kimse, ona benzer bir işle
karşılaştığında uyanık davranır; tedbirli olur.
Şahin, sinek avlamaz.
Yüce amaçlar peşinde koşan ve kendini ona lâyık gören kimseler küçük, önemsiz,
değersiz şeylerin ardına düşüp de vakit geçirmezler.
Şakanın sonu kakadır.
El veya dil ile yapılan şakadan, eninde sonunda hoş olmayan bir durum veya kavga
çıkar.
Şap ile şeker bir değil.
Dış görünüşleri bakımından kimi nesne ve varlıklar birbirlerinin aynı
görünürler. Oysa özde ve nitelikte birbirlerinden çok farklıdırlar.
Şeriatın kestiği parmak acımaz.
Şeriat, Kur`an`daki ayetlerden, Hz. Peygamber`in sözlerinden çıkarılan dinî
temellere dayanan Müslümanlık kanunları, yani İslâm hukukudur. Bu kanunların
karşısında herkes eşittir, ayrımcılık yapılmaz. Buradan yola çıkılarak ata sözü
şu anlamda gelişmiştir: Kanunların uygun gördüğü cezaya katlanılır; bu durumu,
zarar gören kişi de saygıyla karşılar.
Şeytanın dostluğu darağacına kadardır.
Kimi insanlar vardır ki, tıpkı şeytan gibidirler. Kurnaz, düzenbaz, alçak ve
kötü niyetlidirler. Bunlar kimilerini çıkarları için türlü yollara iterler,
kandırıp yoldan çıkarırlar, tehlikeli işlere bulaştırırlar. Bütün bunları
yaparken kendisi ile beraber olduklarını söylerler ama belâ ve felâketlerle
karşılaştıklarında, ölümle burun buruna geldiklerinde onu hemen terk ederler.
Şeytanla kabak ekenin, kabak başına patlar.
Kötü, alçak, düzenbaz, kurnaz biri ile ortak bir işe girenin başına türlü
felâketler gelir; oynadıkları oyundan en çok zarar eden o olur.
Şimşek çakmadan gök gürlemez.
Kimi önemli olaylar meydana gelmeden, bir gürültü kopmadan önce bazı belirtileri
görülür.
Şöhret afettir.
Herkesçe bilinme, tanınma ve bir üne kavuşma insanın lehineymiş gibi görünüyorsa
da aslında daha çok aleyhinedir. Şöyle ki: Kişi belki şöhreti sayesinde kimi
maddî imkânlara kavuşabilir ama kaybettikleri daha fazladır. Çok ünlenmek insanı
kibirli yapar, insana ne olduğunu unutturur, yavaş yavaş gerçek dostlarını
kaybeder. Herkesin dikkati üzerinde olduğu için doğal ve özgür bir şekilde
yaşayamaz, aşırı ilgiler onu sürekli rahatsız eder, dolaylı olarak kimi istekler
ve baskılarla karşılaşır, bütün bunlar onu sıkıntıya ve bunalıma sürükler,
huzuru kalmaz, sunî bir hayatın esiri olur.
Tan yeri ağarınca hırsızın gözü kararır.
Doğru olmayan yollara başvurarak çıkar sağlayan, gizli kapaklı işler çeviren
kişi, bu kirli ve karanlık işleri çevirmesine imkân sağlayan şartlar ortadan
kalkınca şaşırır; ne yapacağını bilemez olur, iş yapamaz hâle gelir.
Tarlanın iyisi suya yakın, daha iyisi eve yakın.
Ekilen tarla yeterince sulanırsa daha fazla ürün verir. Eğer tarla suya yakınsa
hem kolay, hem de çok sulanma imkânı doğar. Bu durum da tarlayı değerli kılar.
Bu tarla bir de eve yakınsa daha da kıymetli olur. Çünkü bir yandan tarlaya olan
ulaşım, bir yandan tarlanın bakımı, bir yandan da tarlanın korunması kolaylaşmış
olur.
Tarlada izi olmayanın, harmanda yüzü olmaz.
Emeksiz, çabasız verim düşünülemez. Tarlasını gerektiği gibi sürmeyen, işleyip
çapalamayan, gübresini zamanında vermeyen, sulayıp yabancı otlardan temizlemeyen
kişinin tarladan ürün beklemeye hakkı yoktur.
Tarlaya saban, sürüye çoban.
Bir tarla iyi sürülür ve işlenirse istenen ürünü verir. Sabanın girmediği tarla
kısa bir süre sonra yozlaşıp çoraklaşır, ekilemez olur. Bunun gibi bir sürüden
de verim bekleniyorsa, onu iyi bir çobana teslim etmelidir. Çünkü iyi bir çoban,
sürünün nerede besleneceğini, bakımının nasıl yapılacağını bilir.
Taşa çıkan keçinin, ağaca çıkan oğlağı olur.
Bk. “Ağaca çıkan keçinin, dala bakan...”
Taş düştüğü yerde ağırdır (Taş yerinde ağırdır).
Herkes, her şey kendi çevresinde önem taşır. Çünkü kişi bulunduğu yerde
tanınmış, kendisine bir çevre edinmiş, hatırı sayılır bir yere gelmiştir.
Yabancısı olduğu bir yerde yeterince tanınmadığı gibi kıymeti de bilinmez.
Taşıma (dökme) su ile değirmen dönmez.
Bir işin yapılmasında güç, emek ve sermaye çok önemlidir. İşi yapacak olan
bunlardan yoksunsa, başkalarının küçük katkılarıyla, derme çatma yardımlarıyla
sürekli ve büyük bir işi yürütemez.
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
Sert ve kırıcı olmayan, yumuşak, hoşa giden, gönül alıcı, okşayıcı, etkileyici,
inandırıcı ve yerinde söylenmiş söz insanın hoşuna gider; bu söz en azgın
kişinin bile inadını kırar, onu yumuşatır ve yola getirir.
Tatlı ye, tatlı söyle (konuş).
Kırıcı, üzücü, incitici konuşmalardan sakın; güzel, hoşa giden bir dil kullan;
yerinde ve inandırıcı konuş ki karşındaki memnun olsun; sen de sevil ve sayıl.
Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış.
İstediği etkiyi yapmaktan çok uzak kalan kişi küser, darılır; ne var ki;
karşısındaki kişi, onun bu durumunu bilip anlamaz.
Tayfanın akıllısı, geminin dümeninden uzak durur.
Kendini bilen, sorumluluk sahibi, akıllı kişi altından kalkamayacağı,
beceremeyeceği işlerin idaresinden uzak durmaya çalışır. O bilir ki, bunun
aksine bir hareket hem kendini, hem de başkalarını zarara uğratır.
Tebdil-i mekânda ferahlık vardır.
Bulunduğu yeri veya çevreyi kimi zaman değiştirmek, daha değişik yerleri görüp
gezmek insanın sıkıntısını giderir; ona rahatlık, ferahlık verir.
Tek kanatla kuş uçmaz.
Kimi işler vardır ki, yardımcısız, araç-gereçsiz yapılamaz. İşin iyi ve olumlu
sonuç vermesi için bunlar mutlaka gereklidir.
Tekkeyi bekleyen çorbayı içer.
Bir işin başarılmasında türlü sıkıntılara katlanıp sabretme, azim ve gayret
gösterme, uzun süre çalışıp emek verme son derece önemlidir. Bütün bunları
yerine getiren kişi, eninde sonunda bu davranışının yararını görür; bir mükâfata
mutlaka kavuşur.
Tembele iş buyur, sana akıl öğretsin.
İş görmeyi, çalışmayı sevmeyen; çaba göstermekten, sıkıntıdan kaçan kimse,
kendisinden bir konuda yardım istendiğinde, yardım edeceği yerde çözüm yolları
gösterir ve işten kaçmaya çalışır.
Terazi var, tartı var; her şeyin bir vakti var.
Hemen her şeyin, her işin bir ölçüsü ve zamanı vardır. Eğer bunlara dikkat
edilmezse işler yolunda gitmez, karışıklık baş gösterir, hayat alt-üst olur,
düzen gerektiği gibi kurulamaz.
Tereciye tere satılmaz.
Birine çok iyi bildiği bir şey öğretilemez, bir konuda bilgi verilemez. Böyle
bir şeye kalkışan ya da çalışan kendisini gülünç duruma sokar.
Terzi kendi söküğünü dikemez.
İnsanlar başkalarına yaptıkları hizmetleri kendilerine gelince çoğu kez
savsaklarlar, ya da yapmaya zaman ve fırsat bulamazlar.
Testiyi kıran da bir, suyu getiren de.
İyilik ödülsüz, kötülük de cezasız kalır; yahut her ikisi eşit tutulur da
aralarında bir fark gözetilmezse adaletsiz davranılmış olur. Bu durum da düzeni
bozar, yönetimin iflâsına neden olur.
Teşbihte (temsilde) hata olmaz.
Kimi zaman yapılan benzetmeler çirkin ve kaba da olsalar söze güç katmak için
yapılırlar. Dolayısıyla bunların söz arasında kullanılmasından kimse
alınmamalıdır.
Tevekkelin (tevekküllünün) gemisi batmaz (eşeğini kurt yemez).
Tedbirini aldıktan sonra fazla titizlikten uzak duran, her şeyi artık Yüce
Allah`a bırakıp boyun eğen kimsenin malına, işine zarar gelmez.
Tırnağın varsa başını kaşı.
Kendi bilgi, beceri ve imkânın varsa, bunlara da güveniyorsan bir işe giriş;
yoksa vaz geç. Bil ki, kimseden kimseye hayır yoktur; başkalarından kolay kolay
yardım da gelmez, gelse de pek bir işe yaramaz.
Tilkinin dönüp dolaşıp geleceği yer kürkçü dükkânıdır.
Meslek veya alışkanlık gereği olan bir sonuçtan kaçınılmaz. Daha önce kopup
ayrılmış olsa da, kişi bağlı olduğu çevreye, işe veya bir alışkanlığa eninde
sonunda, şu ya da bu sebepten ötürü döner.
Tilki tilkiliğini bildirinceye kadar post elden gider.
1. İşlemediği hâlde suçlu görülen kimse, suçsuz olduğunu kanıtlayıncaya kadar
yeterince ceza çeker. 2. Kurnaz ve düzenbaz kimse, sahasında ne kadar hünerli
olduğunu gösterinceye kadar, kendisinden daha hilekâr birinin tuzağına düşer.
Tilkiye, “Tavuk kebabı yer misin?” diye sormuşlar; “Adamı güldürmeyin” diye
cevap vermiş.
Bir kimseye düşkün olduğu, çok sevip özlediği, elde etmek için yanıp tutuştuğu
bir şeyi, “İster misin? Arzu eder misin?” diye sormak son derece yersiz, hatta
abes ve gülünçtür.
Tok, acın hâlinden bilmez (Var ne bilsin yok hâlinden).
Para, mal gibi şeyleri elde etmiş; açlığını gidermiş ve bunlara doymuş olanlar,
yoksulların çektikleri sıkıntıyı, içine düştükleri geçim darlığını anlamazlar.
Toprağı işleyen, ekmeği dişler.
Emeksiz yemek olmaz. Çalışmayan, bir uğraş vermeyen, alın teri dökmeyen kişi
verim elde edemez.
Tuz, ekmek hakkını bilmeyen kör olur.
Birinin ekmek yedirip iyilik ettiği kimse, bütün bunlara karşılık üzerinde hakkı
bulunan insana karşı nankörlük edip hıyanet içinde olursa başına türlü
felâketler gelir.
Türk karır, kılıcı karımaz.
Türk insanı ihtiyarlar ama mücadele gücünden, direnme azminden bir şey
kaybetmez.
Türkün aklı sonradan gelir.
Yaratılışı gereği saf, samimî, dürüst ve merttir Türk insanı. Art düşüncelerden
uzak kaldığı gibi, içten pazarlıklı da değildir. Bunun için olsa gerek,
giriştiği bir işte pek hesap-kitap yapmaz; çıkarını hemen öyle aklına getirmez.
Öte yandan bir olay karşısında ne yapmak gerektiğini de hemen düşünemez.
Dolayısıyla kendisi için hazırlanan kimi tuzaklara düşmekten kurtulamaz. Bir
süre sonra aklı başına gelir, işin iç yüzünü anlar, doğru yolu bulur ama iş
işten de geçmiş olur.
Ucuz alan pahalı alır (pahalı alan aldanmaz).
Ucuz alınan mal genellikle kötü, dayanıksız ve çürük maldır. Kolay yıpranır,
eskir ve çabuk atılır. İster istemez yerine yenisinin alınması zorunlu olur,
tekrar masrafa girilir. Dolayısıyla pahalıya alınmış gibi olur.
Ucuz etin yahnisi yenmez (tatsız olur).
Ucuza alınan, maledilen şeylerde nitelik bulunmaz; ya çürük, ya kötü, ya da
hilelidir. Bu sebeple, bu tür mallardan istenildiği gibi fayda sağlanamaz.
Ucuzdur vardır illeti, pahalıdır vardır hikmeti.
Bir malın fiyatı niteliğine göredir. Bu sebeple ucuz şeylerin ucuzluğuna tamah
etmemeli, pahalı şeylerin de pahalılığından korkmamalıdır. Çünkü ucuz olan
çürük, kötü ve dayanıksız olur çoklukla; pahalı olan da kaliteli, değerli ve
sağlamdır.
Ulular köprü olsa basıp geçme.
Erdemli, büyük ve yaşlı kimselere karşı daima saygılı ol, hürmette kusur etme,
onları incitecek davranışlardan kaçın. Çünkü onlar gerek yaşları, gerek
tecrübeleri, gerekse erdemleri bakımından buna lâyıktırlar.
Ulu sözü dinlemeyen, uluyakalır.
Büyüklerin, erdemli kişilerin uzun tecrübelere dayanan sözlerine ve uyarılarına
kulak asmayan kimse, türlü çıkmazlarla karşılaşır ve sonunda sızlanıp durur.
Ummadığın taş baş yarar.
Küçük ve önemsiz görülen kişi ya da nesneler, çoğu kez büyük etkiler yaparlar;
umulmadık işler görürler.
Umut, fakirin ekmeğidir.
Sıkıntı içinde bulunan, yokluk çeken yoksul kişi, içinde bulunduğu durumdan bir
gün kurtulacağını, bolluğa ve rahata kavuşacağını umar ve bu umuşdan doğan güven
duygusuyla yaşamaya çalışır.
Ustanın çekici bin altın.
Usta kişi, bir zanaatı uzun denemeler sonucu gereği gibi öğrenmiş olan ve kendi
başına yapabilen kimsedir. İşinin hemen tüm inceliklerini kavramıştır. Bu
bakımdan pek çok kimsenin uğraşıp da yapamadığı işi kolayca yapıverir o.
Dolayısıyla onun çok küçük gibi görülen emeği bile oldukça kıymetlidir.
Uşağı işe koş, sen de ardına düş.
Bk. “Çocuğa iş buyur,...” Utanma pazar, dostluğu bozar.
Yakın tanıdıklar arasında yapılan alış verişte, taraflar birbirlerinden utanıp
sıkılırlar ve gerçek niyetlerini ayıp olur düşüncesiyle söyleyip ortaya
koyamazlar. Ancak bu durum çok geçmeden anlaşmazlıklara, tartışmalara sebep
olur; dostluğu zedeleyip bozar.
Uyuyan yılanın kuyruğuna basma (basılmaz).
Şimdilik zararı dokunmayan kötü bir kimsenin yeni bir kötülük yapmasına fırsat
vermek doğru değildir.
Üçlenmemiş eken, olmamış biçer.
Her işin belirli bir yapılma biçimi ve ortamı vardır. Gerekli şartları yerine
getirilmeden yapılan işlerden verimli sonuç alınamaz.
Ürümesini (ürmesini) bilmeyen köpek (it), sürüye kurt getirir.
1. Beceriksiz kimseler iyilik yapayım derken çoklukla hem kendilerini, hem de
başkalarını zarara sokarlar. 2. Neyi, ne zaman, nasıl söyleyeceğini bilmeyen
kimseler hem kendilerinin, hem de başkalarının başına dert açarlar.
Ürüyen köpek ısırmaz (kapmaz).
Bağırıp çağırarak başkalarını korkutmak isteyen kimseden saldırı beklenmez.
Kötülük yapacak kişi, bu niyetini gizli tutar; belli etmez ve gürültüye
patırtıya yer vermez.
Üşenenin (utananın, erinenin) oğlu kızı olmamış.
Çok üşenen, tembel tembel oturan, gevşek davranan, içinde bir çalışma isteği
duymayan kimse bir şey elde edemez. Bir şey elde etmek isteyen, onu elde edecek
yola baş vurmalıdır. Sözgelimi oğul-kız isteyen önce evlenmek zorundadır.
Üzüm üzüme baka baka kararır.
Her zaman bir arada bulunan, arkadaşlık eden, bir çevrede yaşamaya çalışan
kimseler birbirlerinden etkilenirler; birbirlerinin özelliklerini, huylarını ve
alışkanlıklarını kaparlar. Bk. “Körle yatan...”
Vakit nakittir.
Bir işin yapılmasında sermaye ve emek ne kadar değerliyse, zaman da o kadar
değerlidir. Çünkü her iş, bir zaman dilimi içinde gerçekleşir. Bir işte
kullanılmadan geçirilen zaman bir kayıptır ve bu zamanı bir daha elde etmek
mümkün değildir. Dolayısıyla zamanın kaybı iş kaybına, iş kaybı da para kaybına
yol açar. Bu bakımdan zamanın en küçük parçasını bile boşa geçirmemeli, iyi
değerlendirmelidir.
Vakitsiz öten horozun başını keserler.
Her işin olduğu gibi, her sözün de uygun bir yeri ve zamanı vardır. Uygun olan
bir zamanda söylenmeyen, yerli yersiz ortaya atılan, densizce sarf edilen sözler
birilerinin tepkisini çeker; rahatsızlığa neden olur, büyük zarara yol açar.
Vakitsiz öten horozdan, ancak onu keserek kurtulan insanlar; yerinde ve
zamanında konuşmayan insanı da cezalandırıp susturmakta hiç tereddüt etmezler.
Var evi, kerem evi; yok evi, verem evi.
Bir kişinin bağışta bulunabilmesi, iyilik yapabilmesi için varlıklı, zengin ve
mal mülk sahibi olması gereklidir. Bu varlığa kavuşmuş ailenin evinde ikram
ziyadesiyle yapılır, konuklar kusursuzca ağırlanır, ihtiyaç sahiplerine gereken
yardım eli uzatılır. Buna karşılık yoksulun evinde dert, sıkıntı ve yokluktan
başka bir şeye rastlanmaz.
Varını veren utanmamış.
Kendisinden bir şey isteyene elinde ne varsa onu verebilir kişi. Verdiği şey az
diye bundan utanmamalıdır; tam aksine bu davranışı soyluca bir davranıştır.
Çünkü iyiliğin çoğu kadar azı da değerlidir. O hâlde küçük ve önemsiz de olsa,
kişi verebileceği kadarını vermelidir.
Var ne bilsin yok hâlinden.
Bk. “Tok, acın hâlinden...”
Varsa (var mı) pulun, herkes kulun; yoksa (yok mu) pulun, dardır yolun (Paran
varsa, cümle âlem kulun; paran yoksa, tımarhane yolun).
Varlık, zenginlik, mal-mülk herkesi kendine çeker. Bunları kim elinde tutuyorsa,
insanlar onun etrafında pervane olur, herkes ona yaklaşır, hizmet eder, saygı
gösterir, emrine koşar. Yoksul kişide ise ne para pul, ne de mal-mülk vardır. Bu
sebeple onların yüzüne kimse bakmaz; ömürlerini sıkıntı, darlık ve yokluk içinde
geçirirler. Hatta kimi zaman çektikleri bu sıkıntılar yüzünden bunalıp deli bile
olabilirler.
Var varlatır, yok söyletir.
Para parayı çeker; varlıklı kişiler, paralarını kullanarak daha çok kazanır,
varlıklarına varlık katarlar. Bu varlıkları, onlara ayrıca yüksekten atma ve
övünme gücü de verir. Yoksul kişinin elinden ise sadece sızlanmak, yakınmak ve
dert yanmak gelir.
Veren eli herkes öper.
Cimri olmayan, ona buna yardım elini uzatan, eli açık olan, iyilik yapan kimseyi
pek çok kişi sever; ona saygı duyar.
Verip pişman olmaktansa, vermeyip düşman olmak yeğdir.
Sizden ödünç veya borç istendiğinde (eşya, para) verdiğiniz şey size zamanında
ödenmezse, ya da yıpratılarak geri iade edilirse canınız oldukça sıkılır.
Verdiğinize pişman olursunuz. Vermemiş olsaydınız bu sefer karşı taraf size
kırılmış olacaktı. Görüldüğü gibi her iki durumda da kırgınlık olacak ve dostluk
bozulacaktır. O hâlde vermeyip dostluğu bozmak daha iyidir. Çünkü bu durumda hiç
olmazsa malınız ya da paranız sizde kalacaktır.
Verirsen doyur, vurursan duyur.
Bir yardımda bulunacak, bir iyilik yapacaksanız bu mutlaka bir işe yaramalı;
doyurucu ve karşı tarafın ihtiyacını giderici nitelikte olmalıdır. Çünkü
gelişigüzel, baştan savma, yarı buçuk yapılan yardımlar pek işe yaramaz. Bir
kavgaya tutuşmadan önce hasmını bu kavgadan haberdar etmek de mertlik gereğidir.
Ansızın, habersiz saldırmak er kişiye
yakışmaz.
Verirsen veresiye, batarsın karasuya.
Parasını daha sonra olmak şartıyla kimseye mal verme. Yoksa zararlı çıkarsın,
hatta batabilirsin de. Çünkü veresiye alıp da borçlarını ödemeyenler çok
görülmüş, müşterilerin de bu tutumu yüzünden kimi esnaflar ya batmış, ya da
batma tehlikesi atlatmışlardır.
Vermeyince Mabud, neylesin Mahmud.
Her şey Yüce Allah`ın takdiri iledir. Kimine zenginlik, kimine darlık, kimine de
ilim verir. Eğer Yüce Allah, bir kimseye geniş bir imkân, belirli bir yetenek ve
zenginlik nasip etmemişse, kulun yapacağı hiçbir şey yoktur. Ne kadar çırpınırsa
çırpınsın boşunadır, eline nasibinden fazlası geçmez.
Yabancı koyun kenara yatar.
Bir yere, çevreye ya da bir topluma yeni gelen kimse, insanlarla hemen ilişki
kurup kaynaşamaz; onların arasına giremez, uzakta durur. Çünkü yabancılık çeker.
Oradaki insanlar da huyunu suyunu bilmedikleri bir adamı hemen aralarına
almazlar zaten.
Yağına kıymayan, çöreğini yavan (yoz, kuru) yer.
Bir işten iyi sonuç alınmak isteniyorsa, o iş için lâzım olan şeyler eksiksiz
kullanılmalı, gerekli fedakârlık gösterilmelidir. Yoksa kişi istediği verimi
alamayacak, olumsuz ve kusurlu sonuca evet demek zorunda kalacaktır.
Yağmur yağsa kış değil mi? Kişi hâlini bilse hoş değil mi?
Her mevsim özelliğini açıkça ortaya kor. Yaz sıcağından, kış yağmur ve
soğuğundan bellidir. Bunun gibi kişilerin de kendilerine has özellikleri ve
nitelikleri vardır ki, toplumda bu yanları ile tanınırlar. O hâlde kişi bu
özelliğini saklayıp başkalarını yanıltmamalıdır. Ne demişler: “Ya olduğun gibi
görün, ya göründüğün gibi ol.” Kişiye ancak bu yakışır.
Yakın (hayırlı) dost (komşu), hayırsız akrabadan (hısımdan) yeğdir (iyidir).
Sıkıntıya düşen kişi, öncelikle akrabalarından ilgi bekler, yardım ve iyilik
umar. Ancak bu beklentileri boşa çıkmış, akrabaları yüzüne bakmamışlardır. Öte
yandan dost ve komşuları onu yalnız bırakmamış, ilgi ve yardımlarını
esirgememişlerdir. İşte bunun için hayırlı dost, hayırsız akrabadan daha iyidir.
Yalancı kim? İşittiğini söyleyen.
Yalan, aldatmak amacıyla bilerek ve gerçeğe aykırı olarak söylenen sözdür. Eğer
kişi, öyle her duyduğunu doğru kabul edip aslını araştırmadan başkasına
aktarırsa birilerini yanıltır; kendisi de yalancı konumuna düşer.
Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.
Yalan söylemeyi huy edinmiş kimselere kolay kolay kimse inanmaz. Kişilerin
yalancı hakkındaki bu kanıları öyle pekişir ki, yalancının sözleri gerçeği
yansıtsa bile onun bu sözlerine kimse inanmaz.
Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.
Hayatını yalancılık üzerine oturtmuş olan insanlar, kendi yalanlarına destek
olacak tedbirleri alırlar; bunun için de gerekli titizliği gösterip masrafa
girerler.
Yalnız öküz, çifte (boyunduruğa) koşulmaz.
Her işin uygun bir yapılma biçimi vardır. Dolayısıyla iki kişinin ancak yapacağı
bir işi, tek kişi ile yapmaya kalkışmak doğru bir hareket değildir.
Yalnız taş duvar olmaz.
İnsanlar bir arada yaşamak zorundadırlar. Bu zorunluluk bir dayanışmayı,
yardımlaşmayı gerekli kılar. Nasıl ki tek taşla duvar yapılamazsa, insanlar da
tek başlarına tüm işlerinin üstesinden gelemezler. Dolayısıyla diğer insanlarla
ilişki kurmak, işbölümü yapmak, iş birliğine geçmek durumundadır.
Yanlış hesap Bağdat`tan döner.
Ortaya çıkan bir yanlışlık çok geç de olsa, ne olursa olsun düzeltilmelidir.
Yapı taşı, yapıdan kalmaz.
Değerli, elinden iş gelen kimse boşta kalmaz. Mutlaka kendisine bir iş bulunur.
Yarası olan gocunur.
Bir işte sorumlu aranırken kusurlu olan kimse, açığı ortaya çıkacak diye telâşa
düşer.
Yarım elma, gönül (hatır) alma.
Sunulan armağan küçük de olsa, gönül almaya yeter. Çünkü önemli olan
dostlarımızı unutmadığımızı, hatırladığımızı ortaya koymaktır.
Yarım hekim candan eder, yarım hoca dinden eder.
Her işin bir ehli, ustası ya da uzmanı vardır. Bir iş, ehline değil de, yarım
yamalak bir bilgiye sahip olan kişiye teslim edilirse, o işten iyi sonuç
alınamaz. Hatta işin tamamen bozulduğu, kötü bir sonuç verdiği bile olur.
Tecrübesi olmayan, acemi, kusurlu, eksik bir doktorun uyguladığı tedavi insanı
ölüme götürebilir. Bunun gibi dinin ilkelerini iyi bilmeyen hoca da, insanları
yanlış bilgilerle donatıp, onları, dine ters düşen yollara itebilir.
Yarınki kazdan, bugünkü tavuk yeğdir.
Bk. “Bugünkü tavuk...”
Yaş kesen, baş keser.
Ormanı meydana getiren ağaçlar bir memleketin can damarıdır. Yeşil tabiat,
berrak su, temiz hava, yağmur, cıvıl cıvıl kuşlar, ağaçla birlikte vardır.
Ağaçsız kalan yer kısa zamanda çöle döner, hayat orada son bulur. Öte yandan,
ağaç memleket ekonomisine de sayısız katkılarda bulunur. Hem ekolojik denge, hem
de iktisadi hayat açısından ağacı koruma görevi bir zorunluluktur. Bu bakımdan
bir ağacı boş yere kesen, insan hayatına kıymış gibi suç işlemiş olur.
Yatan aslandan, gezen tilki yeğdir.
Çok güçlü olup da çalışmayan, soylu olup da bir şeyler üretmeyen, tembel tembel
oturup onun bunun sırtından geçinen kimselerden; güçsüz olup da çalışan, boş
oturmayan ve geçimini sağlamak için uğraşan kimseler daha iyidir.
Yatanın, yürüyene borcu var.
İhtiyaçlarını gidermek, yaşamak isteyen kişi paraya ihtiyaç duyar. Para da ancak
çalışmakla elde edilir. Tembel tembel oturan, çalışmayan, zamanını boşa geçiren
kimse para kazanamaz. Para olmayınca da ihtiyaçlarını sağa sola borçlanarak
karşılama yoluna gider. Doğal olarak borçlandığı kimseler de çalışan, boş
durmayan, zamanını değerlendiren kimselerdir.
Yatan kurttan, yeler tilki yeğdir.
Bk. “Yatan aslandan...”
Yavaş (yumuşak huylu) atın çiftesi pek (yavuz) olur.
Mizaç itibariyle ılımlı, uysal, kaba ve hırçın olmayan, kolay yola gelen
insanlar genellikle çok sabırlı olurlar. Bunlar öyle olur olmaz şeye hemen
öfkelenmezler, kızmazlar. Ancak kimi zaman öyle öfkelenip patlarlar ki
yanlarında durulmaz. Kendilerinden hiç beklenilmeyen bu tepkinin tek sebebi,
sabırlarının artık taşmış olmasıdır. Bu bakımdan bu gibi kimselerin yumuşak
huylarına aldanıp da gereksiz yere üzerlerine gidilmemelidir.
Yavuz at, yemini (yavuz it ününü) kendi artırır.
Gayretli, girişken, çalışkan, görevini ihmal etmeyen, üzerine aldığı işi tam
yapan kimseler bunun mükâfatını görürler.
Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır.
Edepsiz, arsız, ahlâksız, şarlatan, öyle kimseler vardır ki bunlar suç işlemekle
kalmazlar, işledikleri suçu reddettikleri gibi, bir de bu suçu, zarar verdikleri
kimseye yüklemeye ve onu susturmaya çalışırlar.
Yaza çıkardık danayı, beğenmez oldu anayı.
Anne-baba pek çok emek sarf edip zahmete katlanarak çocuklarını yetiştirip
büyütürler. Ne var ki, büyüyen bu çocuklar kendilerini bu yaşa getiren
anne-babalarını çoğu kez beğenmezler.
Yazın başı pişenin, kışın aşı pişer.
1. Yazın o sıcağında durmayan, güneşe aldırmadan çalışıp kazanan, yiyeceğini
hazırlayan kişi kışın rahat eder; hiç sıkıntı çekmez. 2. Gençlikte çalışıp
kazanan, har vurup harman savurmayan, varlık edinen kişi ihtiyarladığında rahat
eder; sıkıntı çekmeden hayat sürer.
Yazın gölge hoş, kışın çuval boş.
1. Yazın çalışma, kazanma günleridir. Bu zamanlarda çalışmayıp keyiflerine
bakanlar, gününü gün ederler, kışın zor şartlarında yiyecek bulamazlar;
sıkıntıya düşer ve ona buna avuç açarlar. 2. Gençliğinde çalışmayıp tembel
tembel oturan, eğlenceye dalan, mal-mülk edinmeyen, kazanç sağlamayan kimse
ihtiyarlığında ya da hastalığında sıkıntıya düşer; perişan olur.
Yazın gölge kovan, kışın karın ovar.
Bk. “Yazın gölge hoş...”.
Yeğniği yel alır, ağır yerinde kalır.
Kişiliksiz, ağırbaşlı olmayan, züppe-hoppa, gayri ciddî, bir sözü diğerini
tutmayan, hafif meşrep, zayıf karakterli kimseler bir varlık gösteremezler; bir
yerde tutunamadıkları gibi onun bunun oyuncağı da olurlar. Ama ağır başlı,
tavırlarında ciddî, sözünde duran, kişilikli, ahlâklı kimselere kimse ilişemez;
onlar bulundukları yerde kolayca barınırlar, işlerinde başarılı oldukları gibi
sevilip sayılırlar da.
Yel, kayadan ne koparır (aparır).
Güçsüz, güçlüye etki edemez. Sağlam karakterli, kişilik sahibi, onurlu, ciddî
kimselere öyle önemsiz etkiler hiçbir şey yapamaz. Sağlam bir temele oturmuş
işleri de kimi olaylar kolay kolay etkileyip bozamaz.
Yemeyenin malını yerler (üstüne bir bardak bu içerler).
Kimi cimri kimseler para ve mallarını biriktirirler ama harcamaya, yemeye bir
türlü kıyamazlar. Ne var ki, onların kıyıp da faydalanamadığı bu para veya malı
sağlıklarında o ya da bu, öldükten sonra ise mirasçıları bir güzel yerler.
Yerdeki yüze basılmaz (kimse basmaz).
Ağırbaşlı, nazik, alçakgönüllü, ilişkilerinde ılımlı kimselere kimse hor gözle
bakmaz; onları hırpalamaz, ezmeye çalışmaz. Bunun yanında felâkete uğramış,
yenik düşmüş, muhtaç kimselere de merhametli davranılır.
Yerini bilmeyen, yılda bir kat urba eskitir.
Kişi neyle uğraşacağını, ne iş yapacağını, hangisinin kendisine uygun geleceğini
bilmeli ve ona göre bir seçim yapıp çalışmaya başlamalıdır. Aksi takdirde bir
işte tutunamayarak, sık sık yer değiştirecek, bundan ötürü de çok zarar
görecektir.
Yerin kulağı var.
Ne kadar saklı tutulursa tutulsun, gizli konuşulan bir şey umulmadık bir yoldan
başkalarınca mutlaka duyulur. Bu bakımdan elden geldiğince tedbirli olmalı, olur
olmaz yerde konuşmamalıdır.
Yılana yumuşak diye el sunma.
Hiçbir şeyin dış görünüşüne bakarak bir eylemde bulunmamalı kişi. Kolay görünen
iş çok zor, yumuşak huylu bir kimse çok sert, zararsız gibi görünen bir durum
çok tehlikeli olabilir ve zarar görebilir insan.
Yılanın başı küçükken ezilmeli.
Daha küçükken tehlikeli olacağı, zarar vereceği anlaşılan bir şeyin, düşmanın
veya bir durumun önüne hemen geçilmeli; büyümesine izin verilmeden ortadan
kaldırılmalıdır.
Yıl uğursuzundur.
Kimi dönemlerde arsız, yüzsüz, ahlâksız, adaletsiz kimseler el üstünde tutulur.
Böyle bir zamanda dürüst, namuslu, erdemli kimseler zalimlerin baskısı altında
kalırlar.
Yırtıcı (alıcı) kuşun ömrü az olur.
Ona buna saldıran, zarar veren, onun bunun sırtından geçinen kimselerin düşmanı
çok olur. Az zamanda, bunlar da düşmanlarının gazabına uğrarlar, hak ettikleri
cezayı görürler.
Yiğidin malı meydandadır.
Yiğit, mert insanlar aynı zamanda cömert olurlar. Mallarını herkesin
yararlanması için ortaya koyarlar.
Yiğidin sözü, demirin kertiği.
Yiğit, mert kimseler sözlerinin eridirler. Onlar verdikleri sözden geri
dönmezler, sözlerini inkâr da etmezler. Bu tıpkı bir demir üzerine açılmış
çentik gibi meydandadır, kolay kolay yok olmaz.
Yiğit arkasından vurulmaz.
1. Mert olan alçakça yollara baş vurmaz. Düşmanıyla yüz yüze dövüşür, onu
arkasından vurmaya çalışmaz. 2. Yiğit bir kimsenin yokluğundan haydanılarak
arkasından konuşulmaz, dedikodusu yapılmaz, kötülenmez ve iftira atılmaz.
Yiğit meydanda belli olur.
Atıp tutma, “ben şöyle yaparım, böyle ederim” demek, kişinin yiğit olduğunu
göstermez. Asıl yiğit iş başında, kavgaya ve mücadeleye tutuştuğunda belli olur.
Yiğit yarasına yiğit katlanır.
Mert olanların derdinden ancak mert olanlar anlar. Öte yandan, bir yiğitten
gelen saldırıya da herkes katlanamaz, buna ancak yiğit olanlar dayanabilir.
Yiğit yiğide at bağışlar.
Yiğit, mert olmasının yanında gözü tok ve cömerttir de. Kendisi gibi gözü pek
olana her türlü fedakârlığı yapmaktan kaçınmaz. En kıymetli varlığını bile
kolayca bağışlar.
Yoğurdum (ayranım) ekşidir diyen olmaz.
Bk. “Kimse ayranım...”
Yoksul âlâ ata binse, selâm almaz.
Edinip görmemiş, sonradan bir makama ya da varlığa kavuşmuş olan kimse, etrafa
hava atmaya, herkese yukarıdan bakmaya başlar; kimseyi beğenmez olur. Hatta
selâmı bile insanlardan esirger.
Yol bilen kervana katılmaz.
Bir işte bilgisi olan, onun nasıl yapılacağını bilen, işinin ehli kimse,
çoğunlukla başkalarının yardımına ihtiyaç duymaz; işini kendisi görmeye çalışır.
Yolcu yolunda gerek.
1. Bir yerden bir yere doğru gitmeye hazırlanan kimse, kimi sebeplerden ötürü
oyalanmamalı, zaman geçirmeden yoluna koyulmalıdır. 2. Bir amacı gerçekleştirmek
için çalışan, gayret sarf eden kimse kimi sebeplere takılıp kalmamalı; vakit
kaybetmemeli ve bir an önce hedefine varmalıdır.
Yoldan (yol ile) giden yorulmaz.
Bir işin yapılmasında tutulacak yol, yöntem ortaya çıkacak sonuç açısından
oldukça önemlidir. Yapacağı iş için en uygun usulü seçen kimse, işini kolayca
yapar, başarılı olur, başına gelecek türlü hâllerden de korunur.
Yoldan kal, yoldaştan kalma.
Yolculukta insanın başına türlü işler, sıkıntılar, belâlar gelebilir. Bunların
halledilmesi içinde bir insana gerek duyulur. Bu gereklik, yolculukta candan bir
arkadaşın önemini büyük kılar. Dolayısıyla insan, candan bir yol arkadaşı
bulabilmek için
hareketini erteleyebilir.
Yol sormakla bulunur.
Bir işe kalkışan ama nasıl yapılacağını bilmeyen kişi, takip etmesi gereken yolu
bilenlere sorarak öğrenip bulur.
Yol yürümekle, borç ödemekle tükenir.
Yola çıkan orada burada oyalanırsa, gideceği yere bir türlü ulaşamaz; borçlu
olan da ödemesini aksatır, geciktirir, günü gününe ödemezse hiçbir zaman borçtan
yakasını kurtaramaz. Bunlar gibi yaptığı işin üzerine yeterince eğilmeyen,
uyuşuk davranan, gerekli çalışma ve çabayı göstermeyen, işini zamanında yapmayan
kişi, yaptığı işten olumlu bir sonuç alamaz.
Yularsız ata binilmez.
Nasıl ki yularsız bir at zapt edilip yönlendirilemezse; bir kurala, bir
disipline bağlı olmayan iş, kuruluş ya da kişi de idare edilip yönetilemez.
Dolayısıyla kargaşanın, başıbozukluğun hüküm sürdüğü bir yerde işin başına
geçmek doğru değildir.
Yumurtasına hor bakan civcivini cılk eder.
1. Kişi elinde olan işe gereken önemi vermezse, o işten olumlu bir sonuç alamaz.
2. Elinin altındakilerine önem vermeyen, onları iyi eğitmeyen onlardan ne olumlu
davranışlar, ne de iyi işler bekleyemez.
Yurdun otlusundan kutlusu yeğdir.
Kuşkusuz ki insan yaşadığı yerin verimli olmasını ister. Daha da önemlisi o
yaşadığı yerde huzur ve mutluluk ister. Kişinin başını felâketlerden
kurtaramadığı, rahat ve özgür yaşayamadığı yurt ne kadar verimli olursa olsun,
kişi için bir anlam ifade etmez.
Yuvarlanan taş yosun tutmaz.
Sürekli olarak iş değiştiren kimse bir başarı kazanamadığı gibi bir varlık da
edinemez.
Yuvayı yapan dişi kuştur.
Evin dışındaki işler erkekten, içindeki işler de genellikle kadından sorulur. Bu
bakımdan tertipli, geçinmesini bilen, çekip çeviren, en önemlisi tutumlu olan
kadın ailesini huzurlu kılar; evin içine mutluluk getirir.
Yürük ata kamçı değmez.
Üzerine aldığı işi veya görevi aksatmadan, gerektiği gibi zamanında, en iyi
şekilde yapan kişiye kimse bir şey diyemez.
Yürük at yemini kendi artırır.
Bir işte üstün çaba gösterenler, o ölçüde bir karşılık görürler.
Yüzü güzel olanın huyu da güzeldir.
Çoğunlukla kabul edilir ki, yüzü güzel olanın içi de güzeldir. Bu bakımdan
insanın yüzü, içinin aynası olarak görülür. Eğer bir insanın yüzü hiç gülmez,
asık suratlı olmaya devam ederse, o insanın katı yürekli, hoşgörüsüz, içinin de
kötülükle dolu olduğuna hükmedilir. Eğer kişi güler yüzlüyse bu takdirde
hoşgörülü, samimî, iyi yürekli, içten, duygulu, yumuşak huylu ve temiz olduğuna
karar verilir. O hâlde denebilir ki, yüzü güzel görünen kişinin huyu da
güzeldir.
Yüz verme arsız olur, az verme hırsız olur.
Bk. “Çok söyleme arsız olur...”
Yüz, yüzden utanır.
Bir aracı vasıtasıyla değil de, insanlar karşı karşıya gelince daha kolay
uzlaşırlar. Çünkü böyle bir durumda herkes niyetini açıkça ortaya koyacak,
isteyeceğini doğrudan isteyecek ve bir şeyini gizleyemeyecektir.
Zahirenin ambarı sabanın ucundadır.
Hangi iş olursa olsun, olumlu sonuç açısından mutlaka yeterli bir emeği, özenli
bir çalışmayı gerekli kılar. Sözgelimi bir çiftçinin bol ürün alabilmesi için
toprağını en iyi şekilde sürmesi, işlemesi ve çok çalışması gerekir.
Zahmetsiz rahmet olmaz.
Sıkıntı çekmeden, güçlüklere göğsü germeden, yorulup emek vermeden, uğraşıp
didişmeden, kimi masraflara da girmeden olumlu, güzel, hoş bir sonuç elde etmek
mümkün değildir. Unutmayalım ki, Yüce Allah, çalışanları sever; onlara rahmet
eder.
Zararın neresinden dönülse kârdır.
Zarar, bir şeyin ya da bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya kötü sonuçtur.
Eğer zarar-ziyan devam ediyor ve önü alınamıyorsa, yapılan işi hemen kesmekle
daha fazla zarardan kurtulmuş, zarardan kurtulmakla da kâr etmiş olursunuz.
Zengin arabasını dağdan aşırır, züğürt düz ovada yolunu şaşırır.
Zengin, varlıklı kişi para ve mal gücüyle pek çok güçlüğü yenip aşar. Yoksul
ise, parasızlık ve imkânsızlık yüzünden en kolay işleri bile başaramaz; en ufak
engel karşısında bile şaşırıp kalır.
Zenginin malı, züğürdün çenesi yorar.
Yoksul, züğürt kimseler çoklukla birinin zenginliğinden, malından ve parasından,
kazancından, hatta yiyip içmesinden, gezip tozmasından söz ederler. Oysa böylesi
bir konuşma son derece gereksiz ve yersizdir; ayrıca ellerine bir şey geçmediği
gibi dedikoduya da bulaşmış ve yanlış bir iş yapmış olurlar.
Zırva tevil götürmez.
Saçma sapan, boş, anlamsız olan bir düşünceyi açıklamaya, yorumlamaya, savunmaya
ve haklı göstermeye kalkışmak son derece yanlıştır.
Zora dağlar dayanmaz.
Gücü, kuvveti elinde bulunduran ve zor kullanan kimseler pek çok kimseye boyun
eğdirirler; öyle ki büyük güçleri bile yener, istediklerini yaptırırlar.
Zor kapıdan girerse, şeriat bacadan çıkar.
Zorbaların, zalimlerin bulundukları yerde baskı, zulüm ve haksızlık hüküm sürer.
Dolayısıyla böyle bir yerde Yüce Allah`ın buyrukları çiğnenmiş, ortadan
kaldırılmış demektir.
Zorla güzellik olmaz.
İnsanların yapıları bir değildir. Bu bakımdan beğenme, hoşlanma duyguları da
farklı farklıdır. Dolayısıyla bir kişiye beğenmediği bir şeyi zorla beğendirmeye
çalışmak yanlış bir yola girmek demektir.
Zor oyunu bozar.
1. Zor kullanılarak işlemekte olan bir düzen bozulup durdurulabilir ya da
istenen yöne çevrilebilir. 2. Bir oyun veya hile, güç kullanılarak kestirme
yoldan boşa çıkarılabilir, işlemez kılınabilir.
Zurnada peşrev olmaz (ne çıkarsa bahtına).
Rast gele yapılan plânsız, programsız işlerde yöntem, kural aranmaz; işin sonucu
da kestirilemez.
Züğürtlük zâdeliği bozar.
Zengin, varlıklı ve soylu kimseler yoksullaşıp parasız pulsuz kalınca zamanla
soyluluklarını da yitirirler
|
|
1
1-2-3-4-5-6
|
|
Etiketler : atasözleri, ata sözü, ata sözlerimiz, açıklamalı atasözleri, atasözlerimiz, türk ata sözleri, dünya ata sözleri |
|
|
Tavsiye | |
|
Sms Sözleri |
|
|